Ankara-İstanbul Karayolu’nun Kazan’ın Değişimine Etkisi

Reklam
Reklamı Gizle

Tarih boyunca yolar hep önemli olmuştur. Köyler, nahiyeler, kazalar ve şehirler yol güzergâhlarında kurulmuştur. Hanlar, hamamlar, kervansaraylar, tekkeler, derbentler(karakollar), köprüler, çeşmeler, pınarlar vb. hep yollar üzerine yapılmıştır. Bir şehirden bir şehre insanlar, hayvanlar ve mallar yollar vasıtasıyla aktarılmıştır. Yani yollar ticaretin kan damarları olmuştur. Dolayısıyla medeniyetler de bir ülkeden diğer ülkeye yollar vasıtasıyla aktarılmıştır. Yolların, geçtikleri güzergâhın kültür ve ahlakına da çok büyük etkisi olmuştur. Kültürleri değiştirmiş ve ahlakı olumlu veya olumsuz yönde etkilemiştir. Bu nedenlerle yollar bir beldenin ve ülkenin gelişmesinde en önemli unsurlardan biri olmuştur.

Cumhuriyet Dönemi’nde Ankara-İstanbul Karayolu

Sözlü kaynakların rivayetlerine göre; Cumhuriyetle birlikte Ankara-İstanbul yolu, Ankara-İstanbul arası en kısa mesafe olan Ayaş-Beypazarı-Nallıhan-Mudurnu-Göynük-Geyve-Sapanca istikametini takip edecek şekilde planlanmış iken, Bolulu siyasiler ve ileri gelenlerin etkisiyle Kızılcahamam- Gerede- Bolu-Adapazarı istikametine alınmıştır.

Bilindiği üzere telgraf hatları karayollarını takip eder. Yeni Ankara-İstanbul yolu Etlik-Bağlum-Kılıçlar Köyü-Ahi Köyü-Akçaören Köyü-Pazar Köyü-Kızılcahamam istikametini takip edeceğinden Ankara-İstanbul telgraf hattı da bu güzergâha döşenmiş, bu hat 1960’lı yılların başına kadar da kullanılmıştır. Ankara-İstanbul karayolu şimdiki güzergâhına alındığından telgraf hattı da sökülerek, yeni karayolu kenarına çekilmiştir.[1]

Cumhuriyetle birlikte yeni Ankara-İstanbul karayolu güzergâh değiştirerek, Ova Çayı’nın güneyinden ve Kazan Köyü yakınından geçer. Bu nedenle “Uluyol” denilen Ankara-Kızılcahamam şosesi eski özelliğini kaybeder.[2] Yine sözlü kaynakların rivayetlerinde bu güzergâh değişikliğinde Susuz ve Saray köylerinin ileri gelenlerinin etkisi olduğu belirtilmektedir.

Bu projeye göre, yeni Ankara-İstanbul karayolu Ankara-Kızılcahamam- Gerede güzergâhından geçecektir. Bu yolun yapımına 1933 yılında başlanmış 1938 yılında tamamlanmıştır.[3] Bu kapsamda Kazan Köyü yakınında Ova Çayı üzerine de yeni bir köprü yapılmıştır. Köprü, 30 Kasım 1936 tarihinde tamamlanmıştır.[4] Yeni açılan yol stabilizedir, şose diye anılır ve ancak 1950’li yılların ortalarında soğuk-kırma asfalt yapılabilir. Bu yeni yoldan 1950’li yılların ortalarına kadar günde ancak 8-10 araç geçer.[5]

Kazan Köprüsü yapıldıktan sonra civar köylüler ulaşım için bu köprüyü kullanmaya başlar. Bu tarihten sonra Kazan Köyü’ne “köprünün başındaki yer” manasına Köprübaşı denilmeye başlanır. Bu yol ve köprü Kazan’ın ismini de değiştirir ve Köprübaşı adı Kazan’dan daha fazla kullanılmaya başlanır.

1959 yılında Kazanlıların gayretleriyle Kazan köyünde haftalık Salı Pazarı kurulur. Kurulan pazara Kızılcahamam, Çamlıdere, Ayaş ve Çubuk bölgesi köyleri gelmeye başlar. Bu tarihten sonra Kazan Köyü Salı Pazarı olarak da anılmaya başlanır. Bu yeni kurulan pazar Kazan’ın ismini bir kez daha değiştirir. Salı Pazarı adı Kazan adının önüne geçer.

Murtazaabad Halkının Sosyolojik Yapısı

Ankara civarında ki köylerin kurulmasına “gazi-derviş” ruhlu önder şahsiyetler öncülük yapmıştır. Bunlar “gazi, derviş, baba, şeyh, bacı, dede, ahi, beğ ve alp” unvanlı bilge kişilerdir. Murtaza-abad Ovası ve yamaçlarında Ahi İsmail, Ahi Ahmed, Ahi Tura, Ahi Şerafeddin, Ahi Mahmud, Ahi Mesud gibi dervişler zaviye kurarak konar-göçer Türkmen Yörük cemaatlerinin tarım ve hayvancılıkla uğraşmasına öncülük etmişlerdir.[6] Oğuz Türkmen boyları ve Ahiler Ankara ve çevresine, dolayısıyla Murtazaabad’a da yerleşmişlerdir.

Murtaza-abad Ovası ve yamaçlarında bulunan bütün köyler, tamamen Oğuz boylarına mensup kabilelerin yerleştiği köylerdir. Bu özelliği ile de “Kazan, Oğuz Türkmen diyarıdır.” denilebilir.[7]

Murtazaabad Ovasındaki birçok köy Türkler’in Anadolu’yu fetihleriyle yukarda bahsedilen dervişler tarafından kurulmuştur. Köylerin çoğunluğunun isimleri Türk boy isimleriyle aynıdır(Peçenek, Eymür, İğdir, Kayı, Kınık gib).

Ahiler, XII. yüzyıldan itibaren Anadolu’nun birçok şehrinde olduğu gibi, Ankara’da da birçok eser yapmışlar ve vakıf kurmuşlardır. Bu eserleri açtıkları zaviye ve tekkeler aracılığı ile meydana getirmişlerdir. Özellikle hem dini hem de mesleki özelliği olan Ahi Zaviyeleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde olduğu gibi Ankara’da da hızla yayılmıştır.[8] Bu eser ve vakıflardan Murtazaabad’da nasibini almıştır.  Selçuklu ve Osmanlı döneminde “Ahi Diyarı” olan Murtazaabad Ovası’nda ve çevresinde de çok sayıda ahilere ait zaviye, vakıf ve tımar arazileri bulunmaktadır. Bu zaviyeleri açan, vakıfları kuran, tımar arazilerini işleten dervişlerin çoğunluğu Horasan meşrepli Türkmen Ahi dervişleridir.

Murtazaabadlılar,  Ahi ahlak ve kültürüyle büyümüş, Oğuz boyunun niteliklerini taşıyan,  yardımlaşma ve paylaşmayı seven, cömert, vatanına ve milletine bağlı, İslam ahlakını ve inancını en güzel şekilde yaşayan insanlardır.[9]  Ahilerin kurdukları seğmen ve delikanlı örgütleri,  onların aynı zamanda yiğit ve savaşçı insanlar olduğunun da göstergesidir.

Ankara-İstanbul Karayolu’nun Kazan’ın Değişimine Katkıları

Değişime Olumlu Katkıları: Yeni Ankara-İstanbul karayolu Kazan ve çevre köylerinin ekonomisine, eğitimin ulaşılabilir olmasına, sağlık hizmetlerinin artmasına ve ulaşılabilir olmasına olumlu katkılar sağlamıştır. Bunun sonucunda köylerdeki okuma yazma oranları artmış, üretilen malların pazarlara ulaştırılması sağlanmış, köylü sağlık hizmetlerinden yararlanır hale gelmiştir. Ayrıca bu yolla birlikte çevre köylerdeki tarımsal faaliyetlerde değişime uğramış, teknoloji köylere ulaşmış ve hayvan gücüne dayalı tarımdan motorlu tarıma geçilmiştir.

Kültürel ve Ahlaki Değişimlere Etkisi: Ancak Oğuz Türkmen’lerinin ve Ahilerin tüm özelliklerini taşıyan, son derece dindar ve ahlaklı olan Murtazaabad halkının kültürü ve ahlakı, yeni Ankara-İstanbul karayolunun Kazan’dan geçmesiyle birlikte değişmeye başlamıştır. Yukarda da bahsedildiği üzere bu yol 1938 yılında hizmete açılmış ve bu tarihten sonra değişim hızlanmıştır.

Aşağıda açıklanan kültür ve ahlaki değişimlerin mutlaka başka sebepleri de vardır. Ancak en büyük sebebin fakir halkın bir anda çok para ile tanışmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.

1.Tarlaların Satılmaya Başlaması: O zamana kadar son derece fakir olan Kazan halkının tarlaları yolun geçmesiyle değer kazanmış ve para eder hale gelmiştir. Öncelikle yol kenarındaki köylerin, sonraları tüm köylerin tarlaları değerlenmiştir. Eskiden daha çok köy içinde el değiştiren tarlalar, bu tarihten sonra yabancıların eline geçmeye başlamıştır. Büyük paraları gören köylüler tarlalarını satmış, yatırım yapacak bir alan olmadığından ya da yatırım yapmayı bilmediklerinden dolayı bu paraların bir kısmı eğlence sektörüne kaymıştır.

2.Alkol Tüketiminin ve Alkollü Eğlencelerin Başlaması: Malumları olduğu üzere Osmanlı döneminde alkol üretimi ve tüketimi yasaktır ve İslam dinine göre de haramdır. Cumhuriyetle birlikte bu yasaklar kalkmış, parayı bulan köylüler alkolle tanışmış ve eğlence kültürü de değişmiştir.

Bu tarihten sonra düğünlerin genelinde ve köylerdeki delikanlı örgütlerinin ferfenelerinde alkollü eğlenceler düzenlenmeye başlamış, kimi eğlencelere de Ankara’dan oyuncu kadın getirilmiştir[10].

            3.Pavyon Eğlencelerinin Başlaması: Tarla parasını cebine koyan kimi köylüler paraları, Ulus, Cebeci ve Maltepe’de ki pavyonlarda birkaç gecede fidayda ve misket eşliğinde tüketir hale gelmişlerdir. Pavyon kültürünün başlamasıyla özgün Ankara oyun havaları ve oyunları da değişerek yozlaşmaya başlamış, bu gün ne düğü belli olmayan oyun ve oyun havalarına kadar gelmiştir. Seğmenlerin oynadığı özgün Ankara oyunları unutulmuş, işin boyutu “Ankara’nın bebesi,” ve  “la bana her yer Angara” seviyesine kadar düşmüştür.

            4.Düğün ve Bayramlarda Silah Atmanın Başlaması: Tabanca Osmanlı döneminde fazla yaygın değildir ve halkın alım gücü az olduğundan köylüler fazla tedarik edemezler. Cumhuriyetle birlikte yaygınlaşmış ve köylü parayı bulunca ruhsatsız tabanca tedarik etmeye başlamıştır. Tabanca temini o kadar yaygınlaşmış ki her delikanlıda bir tabanca olacak seviyeye ulaşmıştır. Tabanca çoğalınca düğünlerde ve bayramlarda eğlence amaçlı tabanca atmak neredeyse bir gelenek(!) haline gelmiştir. Özellikle kına gecelerinde, damat giydirme törenlerinde, gelin alınması sırasında, gelinin damat evine girmesi sırasında ve bayramlarda fes atma törenlerinde çokça mermi atılır olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak da tabanca ve mermi kaçakçılığı başlamış ve bu işi yapan kaçakçılar türemiştir.

5.Orta ve Yüksek Öğretime Rağbet Olmaması: Kazan ve köylerinde, tarla satarak kolay para kazanma yaygınlaştıkça,  gençlerin bir zanaata yönelmesi ve okuması azalmıştır. Bu durum gençleri tembelleştirmiştir. Gençlerin bir kısmı  aylak aylak dolaşır, kahve köşelerinde ve pavyonlarda vakit geçirir hale gelmişlerdir. Bu durum neredeyse 1980’li yılların ortasına kadar böyle devam etmiştir. 1980’li yıllara kadar Kazan’lı üniversite mezunu neredeyse parmakla gösterilecek kadar azdır. Belki de bu nedenle o yıllara kadar üst düzey Kazan’lı bir bürokrat görmek mümkün olmamıştır. Bu durum Kazanlı Yönetici ve Bürokratlar Derneği’nin Watssap grubunda da açıkça görülebilmektedir. Bu grup üyelerin çoğunluğunu 1980 yılı sonrası doğumlular oluşturmaktadır. Çok şükür ki; günümüz gençleri uyanmışlar ve devletin çeşitli kademelerinde çok sayıda Kazanlı bürokrat ve yöneticimiz görev alır hale gelmiştir.

Görüleceği üzere yollar bir taraftan bir beldenin kalkınmasına olumlu yönde katkı sunarken, diğer taraftan o beldenin kültür ve ahlakını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Selam ve dua ile…

Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir. 

[1] Nuh oğlu, 1951 Ahi Köyü doğumlu, Sami Yüksek’ten alınan sözlü bilgi

[2]Abdülkerim Erdoğan, Geçmişten Günümüze Kazan,  Kazan Belediyesi Yayınları, Ankara, 2009

[3]Filiz Çolak, Atatürk Dönemi’nde Türkiye Cumhuriyeti’nin Ulaşım Politikasına Genel Bir Bakış, Ankara 2013

[4] Özcan Karacan, Atatürk Döneminde Yapılan Karayolları, Barajlar ve Limanlar(1923-1938), A.Ü., Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yüksek lisans tezi, Ankara 2005

[5]Şevket oğlu, 1944 Örencik Köyü doğumlu, Ünal Özçubuk’tan alınan sözlü bilgi

[6] Abdülkerim Erdoğan, a.g.e.

[7] Abdülkerim Erdoğan, a.g.e

[8] Burhanettin Baykurt, Ankara Akıncı Ovası Tarihi ve Kültürü, Ankara 2003

[9]TDK sözlüğüne göre ahi kelimesi Arapça kökenli olup, kardeş, arkadaş, dost manasına gelmektedir. Türkçede ise yiğit, cömert, eli açık anlamına gelen akı sözcüğünden gelmektedir.

[10]Ali Rıza Balaman, Örencik Köyü Delikanlı Örgütü, Ankara, 1973

“Ankara-İstanbul Karayolu’nun Kazan’ın Değişimine Etkisi” için 4 Yorum

  1. Bazen hayır görünen şeylerde şer olması ve şer görünen şeylerde hayır olması aynen böyle oluyor herhalde.
    Her yapılan faydası olduğu gibi menfi tesirleri de oluyor. Bazen getirisi mi yüksek yoksa götürüsümü yüksek olduğunun anlaşılması yılları buluyor. Kazanda da böyle olmuş. Bir getirmiş birçok şey götürmüş. Fayda maliyet analizi yapmaya zaman kalmamış. Olanlar olmuş. En azından nelerin kazanıldığını ve nelerin kaybedildiğini analiz etmek için çok güzel bir yazı. Umarım ders çıkartılır. Bu vesile ile selamlar.

  2. Bolu’lu siyasetçilerin kendilerine hayrı yoktur. Bu yazınızdaki kaynağınızı çok merak ettim. selametle.

  3. Değerli kardeşim, kalemine sağlık. Güzel bir değerlendirme olmuş. Özellikle yıllık hasatini, kıymetli tarlasını satıp Ankara’da sizin anlattığınız şekilde hesapsızca harcama alışkanlığı Ankara’nin diğer çevre ilçelerinde de maalesef oldukca fazla yasanmistir. Bu nedenle bir çok arazi zengini aile fakirleşmiş, muhtaç hale düşmüştür.
    Selam ve dua ile

  4. İrfan, Enver ve Nuh Bey’ler güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim.
    Enver Bey, kaynaklar o zamanki Bolu mebusu Cevat Abbas Bey’in çok etkili olduğunu belirtiyor. Saygılarımla…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!