Ahretlik – Bolbolcu

Reklam
Reklamı Gizle

Eskiden orta yaşlı ve yaşlı kadınlar karşılaştıklarında birbirlerine ahretlik diye hitap ederler, sonra kucaklaşır ve sağ ellerini kalplerine götürerek salavat getirirlerdi.

Küçükken niye ahretlik diye hitap ediyorlar hep merak ederdim. Bugün bile nadirden olsa bazı yaşlı kadınların birbirlerine karşı bu kelimeyi söylediklerini duyar gülümserim. İçimden “Ne güzel adetlerimiz varmış.” demekten kendimi alamam. Sanki üzerimizden bir silindir geçiyor ve güzel adetlerimiz dahil her şeyi unutuyoruz. Sığlaşıyor muyuz ne?

Annem de tanıdığı bir kadınla karşılaşınca aynı kelimeyi kullanırdı. Bir gün sordum. Eskiden ahretlik diye kadınlar arasında hitap tarzı nedir diye.

Birbirlerini seven ve dost olan kadınlar ahretlik olmak istediklerinde kendilerine yakın gördükleri kadınları çağırır. Yemekler, börekler yapılır, sohbetler edilir, yenir içilirmiş. Bu arada ahretlik olacak kadınlar. Parmaklarına iğne dürter, kanlarını yalarlarmış. Birbirlerine ölünceye kadar dost olacaklarına ve yardım edeceklerine söz verirlermiş. Hala yapılıyor mu bilmiyorum ama bir nevi erkekler arasındaki “Kankardeşi”nin kadınlar arasında yapılan versiyonu gibi…

Ama bu ahretlik lafta kalan bir uygulama değildir. Ahretlik olan kadınlar: birbirleri kollarlar. Ahretliklerine kötü söz söyletmezler. Bir açta açıkta kalırsa diğeri doyurur, giydirir. Ailesi fakrı zaruret içerisine düşerse, elinden geldiğince yer türlü yardımı yaparmış, bu durum dünyalarını değiştirene kadar böyle devam edermiş.

Şimdilerde eldeki cep telefonları ve internet sayesinde bilgiye ulaşım ve erişim çok kolay ama kitap, araştırma, bir şeyleri derinliğine öğrenme neredeyse kalmadı, modernleşirken bizi biz yapan birçok değerimizi, adetlerimizi töremizi, unutup kaybediyoruz. Sonra bir şey bilmeden ve farkına varmadan “Gazanlıyız” diye böbürlenmekten de geri kalmıyoruz!

Modernleşmek, medenileşmek böyle bir şey olmasa gerek!..

Bolbolcu

5, 6 yaşlarındayken köye eşeğe yüklediği kızıl üzüm, kırık leblebi ve keçi boynuzu satmaya gelen seyyar satıcı, sokaklarda gezerken “Yün gırıkları, çorap esgileri, naylon esgileri alırıım. Gırık leblebi, gızıl üzüm, giçi buynuzu satarıım.” diye köyün sokaklarında bağırarak gezerdi. Bu sesi duyan biz çocuklar “Bolbolcu” gelmiş diye oyunu bırakır evlerimize koşardık. Annelerimizden tiftik çorap eskisi, yün kırığı, naylon ayakkabı eskisi ne koparabilirsek hemen bolbolcunun yanına koşardık. Ben daha çok kırık leblebi, bazen de keçi boynuzu alırdım. Bolbolcunun terazisi olmazdı. Cebimizi açardık. Götürdüğümüze göz kararı değer biçer, Bir ya da iki hapaz (avuç) ne istiyorsak ondan koyardı. Tartıyla vermediği, göz kararı verdiği için adını bolbolcu koymuştuk. Aman tanrım kırık leblebiler, keçi boynuzları ne tatlı olurdu. Keçi boynuzlarının kurtlu olup olmadığına bakmadan atıştırırdık…

Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!