Tarihin Sıfır Noktasından Günümüze Kahramankazan

Reklam
Reklamı Gizle

Kıymetli okurlarım, yeni döneme merhaba diyerek aylık yazılarıma başlıyorum. Yeni dönemin hepimize sağlık, huzur, bereket ve güzellikler getirmesini temenni ediyorum. İlk yazımı, bundan sonraki yazılarıma zemin oluşturması için, Kahramankazan bölgemizin tarihin sıfır noktası dediğimiz bilinen en eski dönemlerinden günümüze olan tarihine ayırmak istedim. Takip eden yazılarımda, bu zemin üzerinde gelişen olayları ele alacağım.

Kahramankazan bölgesi küçük bir havza olması dolayısıyla uzak veya yakın geçmişteki olaylarını takip etmek oldukça güçtür. Bu sebeple, yakınındaki daha büyük ve önemli bir yerleşim olan Ankara’nın tarihiyle birlikte değerlendirilir. Yine bu sebeple, bizim buradaki hareket noktamız, Ankara’da yaşanan pek çok olayın çevresini, bu esnada da Kazan bölgesini etkilemesi olmuştur.

Ankara eski çağlardan beri şehir niteliğindedir, Kazan ise köylerden müteşekkil kapalı bir havzadır. Kazan bölgesinde bilinen en eski uygarlık Hititlerdir. Takiben, Frigler, Galatlar, son olarak da Romalılar hakim olur. Ankara şehri Roma döneminde çok gelişir ve tipik bir Roma şehrine dönüşür. Ankara civarı ise kırsal çevredir. Romalılar, şehrin bazı yapılarını kırsal çevreye taşımış ve yol ağı kurmuştur. Bu yol ağına Kazan bölgesinin de dahil olduğu düşünülebilir. Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldığında Ankara, dolayısıyla da Kazan bölgesi, Doğu Roma’ya yani, Bizans’a dahil olur.

Bizans döneminde Sasaniler (İranlılar) Ankara’yı işgal eder. Bu esnada Kahramankazan bölgesinin de işgal edildiği tahmin edilebilir. Bir süre sonra, Arap akınları başlar. Bu akınlardan kendini korumak isteyen Bizans, Ankara’da bir kumandanlık merkezi kurar. Ankara’yı Anadolu’daki vergilerin toplandığı merkez haline getirir. Bu askerî ve sivil özellikleri itibarıyla Ankara ve civarı ön plana çıkar.

Takip eden dönemde Arap orduları, Ankara’ya kadar gelir. Türk komutanlar da bu seferlere katılır. Türk Komutan Afşin Bey, Bizans kralını yenerek Ankara Kalesi’ni teslim alır. Fakat bu uzun süreli olmaz, ordu burada ancak bir hafta kadar kalır. Ardından benzeri fakat kısa süreli akınlar yapılarak Ankara ve civarındaki Bizans yerleşmeleri büyük ölçüde tahribata uğratılır. Böylece, ilki 664 yılında başlayan ve Türklerin de katılımıyla 1071’e kadar aralıklarla dört yüz yıl süren İslam akınları, Bizans’ı iyice zayıflatarak, Anadolu’ya yapılan Türk akınlarına açık hale getirir.

Bilindiği üzere, 1071 Malazgirt Zaferiyle, Anadolu’nun kapıları Türklere açılır ve Türkmen boylarının yoğun göçüyle Anadolu Türk yurdu haline gelir. Bu esnada, Ankara ve civarı Türkmen beylerinin eline geçer, Türkmen boyları tarafından iskan edilir. Anadolu Selçuklularının erken döneminde, Ankara ve civarı Türkmen yurdu haline gelir.  Öyle ki, 1173 yılında Ankara metropoliti (piskopos), şehirde çok az Hristiyan kaldığını söylemiştir.

1243 Kösedağ Savaşı’nda Anadolu Selçuklu Devleti’ni yıkılmasıyla, tüm Anadolu Moğol hakimiyetine girer ve kargaşa dönemi başlar. Ankara’ya Moğollar hakim olur. Fakat, Moğollar göçebe olduklarından şehre yerleşmez, kırsal kesime yerleşir. Dolayısıyla, Moğolların Ankara civarındaki yaylak ve kışlaklara, bu esnada da Kazan bölgesine yerleştiği düşünülebilir.

Ankara şehir merkezinde oluşan yönetim boşluğunu ise Ahiler doldurur. Esasında bir esnaf teşkilatı olan Ahilik kardeşlik, yiğitlik ve cömertliğe dayalı, İslam tasavvuf düşüncesini benimseyen bir örgütlenmedir. Ahilik özellikle Ankara’da sosyo-ekonomik bir düzen haline gelmiştir. Günümüzün esnaf ve ticaret odalarına benzetebileceğimiz Ahilik, teşkilatlı bir yapı olması dolayısıyla, merkezi devlet otoritesinin zayıfladığı veya yok olduğu zamanlarda yönetimi ele alarak otorite boşluğunu doldurur. Anadolu’nun Moğol istilasıyla kasıp kavrulduğu, merkezi otoritenin kalmadığı 13. yüzyılda, Ankara ve civarına Ahi teşkilatı hâkim olarak bölgeyi yönetmiştir. Bu kapsamda, Kazan bölgesinin de Ahilerin kontrolünde olduğu söylenebilir. Ki, bölgede Ahi adını taşıyan bir köyün ve Ağcaviran/Akçaören köyündeki Ahi Mahmud Zaviyesinin varlığı buna işaret olarak yorumlanabilir. Moğol döneminde Anadolu’nun her yerinde beylikler hâkim iken, Ankara’da Ahiler hâkimdir. 1354 yılında Ahiler savaşmadan Ankara şehrinin yönetimini Osmanlı’ya devreder ve Ankara Osmanlı topraklarına katılır.

Tarihi Kral Yolu ve İpek Yolu’nun üzerinde yer alması dolayısıyla Ankara ticari öneme sahiptir. Ancak, bu yollar, doğrudan Kazan bölgesinden geçmemektedir. Türkmen boylarının Ankara civarındaki kırsal alanlara yerleşerek buraları Türkleştirmiş olması ve şehir merkezinde müstahkem bir kalenin bulunması, Ankara’yı stratejik öneme sahip bir yer haline getirmiştir. Osmanlı döneminde Kazan bölgesi tımar sahibi Ahi dervişleri ve Türkmen beyleri tarafından tasarruf edilir. Ankara ve civarında istikrarlı bir yönetim ve güven hâkim olur. Ta ki, Ankara Savaşı’na kadar. Bilindiği üzere, 1402’de yapılan Ankara Savaşı, Osmanlıları yıkılmanın eşiğine getirir. Anadolu’daki Türk birliğini bozarken, Ankara’yı da büyük ölçüde tahribata uğratır.

Orta Asya’da büyük bir imparatorluk kurmuş olan Timur ile Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt arasında, 1402 tarihinde Çubuk Ovası’nda savaş yapılır. Kazan ile Çubuk arasında sınır teşkil eden Mire Dağı’nda Osmanlı Ordusunun sağ kanadı konuşlanır. Rivayete göre, ordunun iaşesi Kazan/Mürted ovasında kurulan kazanlarda pişen yemeklerle karşılanır. Bu sebeple de bölgenin adı “Kazan” olarak kalır. Ankara Savaşı’nın sonucunda, Ankara’yla birlikte tüm Anadolu Timur’un yönetimine geçer. Ankara ve civarı büyük ölçüde tahrip olur: Bağ ve bahçeleri talan edilir, Çubuk çayının yatağı değiştirilir, içme suları zehirlenir. Kazan bölgesi de bu tahribattan etkilenir.

Özetle, Ankara ve civarında düzensizlik hakim olur. Osmanlılarda Fetret Devri (1402-1413) denilen dağılma dönemi yaşanır. Yıldırım Beyazıt’ın esir düşmesi üzerine oğulları arasında taht mücadelesi başlar. Çelebi Mehmet diğer kardeşlerine karşı galip gelerek Osmanlı tahtına oturur ve Fetret devri sona erer, böylece, Anadolu’da ve Ankara’da istikrarlı bir dönem başlar.

Osmanlı döneminde Ankara, sancak, eyalet ve vilayet merkezi konumundadır. Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) Ankara ve civarı, Anadolu’da en fazla Müslüman barındıran ikinci şehir olarak bilinir. Bu dönemde tam bir Osmanlı şehri haline gelir. Şehirde ticaretin gelişmesi için hanlar, kervansaraylar, bedestenler ve çarşılar yapılır. Yavuz Sultan Selim döneminde (1512- 1520) Ankara istikrarlı bir dönem yaşar. Kanuni Sultan Süleyman dönemi (1520-1566) Osmanlı İmparatorluğu’nun genelinde olduğu gibi, Ankara’nın da en parlak dönemidir: Yeniden eyalet merkezi olur. Anadolu Beylerbeyi Cenabî Ahmet Paşa Ankara’da ikamet eder ve şehri ve civarını inşaa eder. Bu dönemde Kahramankazan bölgesi “Mürted Ova nahiyesi” iken, “Murtazaabad” adını alır, “kaza” haline gelir ve bir daha da Mürted ismiyle anılmaz. Artan refaha oranla, Murtazaabad kazasında nüfus artar. Bu dönemde, kazaya dahil olan sadece iki köyde (Girdenos-Fethiye ve Miranus-Orhaniye) gayrimüslüm nüfus bulunur.

  1. yüzyılın sonu, Anadolu için olduğu kadar Ankara için de bir kargaşa dönemidir. Celalî İsyanları adı verilen olaylar sırasında, Ankara ve civarında, şehir merkezinde ve köylerinde halk hareketi meydana gelir. Çevre köylerden, muhtemelen de Kazan bölgesinden, Ankara’ya göçler yaşanır ve şehir nüfusu artar. Kazan bölgesindeki köylerden olan Yassıviran/Yassıören köyünden Kalenderoğlu Mehmed Paşa, Celalî isyanının başını çeker. Şehir civarındaki yerleşim yerlerinin, bu arada Kazan bölgesinin, Celali isyanlarına maruz kaldığı ve tahribata uğradığı muhakkaktır.

Ankara’nın yakın tarihindeki en önemli olay, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkmasıyla itilaf kuvvetleri tarafından işgal edilmesidir. Bu kapsamda, 1918 yılı Aralık ayında, iki bölük İngiliz askeri ve ufak bir Fransız birliği, trenle İstanbul’dan Ankara’ya gelerek şehir merkezine yerleşir. Bu duruma Ankara halkının tepkisi çok büyük olur; yaşlısıyla, genciyle sokaklara dökülerek mitingler yapar. Ankaralıların tepkisi üzerine, İngiliz-Fransız askeri birliği çareyi şehri terk etmekte bulur. Bu esnada, Ankara halkı, inisiyatifi kendi eline alır, çeşitli gizli örgütler kurarak düşmanla mücadeleye girişir.

İtilaf devletlerinin işgaline tepki göstererek yönetimi eline alan Ankara halkı, Millî Mücadele’nin başını çekmeye adaydır. Daha henüz Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye Ankara’ya gelmeden, 5 Ekim 1919 Cuma günü, ilk cihad hutbesi okunur. Bugünkü Etnografya Müzesi’nin bulunduğu Namazgah Tepe’ye Sancak dikilir. Ankara halkına Sancak etrafında toplanması çağrısı yapılır. Ankara ve civar halkının katılımıyla topluca kılınan Cuma namazı, okunan hutbe ve yapılan yemin çok önemli olup, bu durum zor zamanlarda, merkezden yardım beklemeden, kendi kendini koruma refleksinin harekete geçtiğini göstermektedir. Bu da eski bir oğuz geleneği olan ahilik ve seymen kültürüyle sıkı sıkıya bağlantılıdır. Oğuz Türkmenlerinin bölgeye 12. yüzyıldan itibaren geldiği ve yerleştiği düşünülürse, bu geleneğin yüzyıllar boyunca taze tutulduğu görülür.

Ardından, Ankara ve civar kazalarında Milli Alaylar kurulmaya başlanır. O dönemde Murtazaabad kazası olan Kahramankazan bölgesinde bu tür bir alayın kurulup kurulmadığına dair kesin bir bilgiye sahip değiliz. Ancak, Ankara merkezindeki Milli Alay’a destek verdiği bilinir. Ankara halkının, çevresinden aldığı destekle, İstanbul’dan yardım beklemeksizin yaptığı tüm bu faaliyet ve girişimler, şehrin bağımsız hareket etme kabiliyetini göstermesi bakımından önemlidir. Öyle ki, Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye Ankara’ya gelmeden, Ankara halkı bütün teşkilatlanmasını tamamlamış ve Mustafa Kemel Paşa’yı karşılamaya hazır halde beklemektedir. Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelir. Bu geliş, şehrin makus talihini değiştiren önemli bir dönüm noktası olur. Ankara artık, Millî Mücadele’nin sevk ve idare edileceği karargâhtır.

27 Aralık 1919, Ankara tarihinde “Kızılca Gün” olarak bilinir. Eski bir Oğuz geleneği olan ve Orta Asya Türk töresine kadar uzanan Kızılca Gün, devletin buhran yaşadığı dönemlerde, devleti ve milleti bu buhrandan kurtaracak liderin seçiminin yapılacağı gün anlamına gleir. Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelmesi ve Millî Mücadele’nin lideri seçilmesi, bu tanıma tam uymaktadır. Osmanlı devleti yıkılmıştır; devlet ve millet buhran içerisindedir. Devleti ve milleti kurtaracak yeni bir lider gereklidir. Ankara’ya gelişinde Kızılca Gün töresiyle karşılanan Mustafa Kemal Paşa, devletin ve milletin yeni lideri seçilir. Bu anlamda Kızılca Gün, yeni Türk devletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını da simgelemektedir.

Türklerin yalnızca Oğuz boylarında görülen ve bin yıldır unutulmayan Kızılca Gün geleneğine göre, seymen alayı düzülür. Bu alay, yeni bir devlet kurar veya lider seçer. Ankara ve civarı, özellikle de incediğimiz Kahramankazan bölgesi Oğuz Türkmenlerinin yurdu olması itibarıyla, bu geleneği hafızasında muhafaza etmiş ve zamanı geldiğinde uygulamaya koymuştur. Seymen efe, yiğit ve atlı er anlamına gelmektedir. Geleneğe uyularak, Ankara’da Ulucanlar’daki Efeler Kahvesi’nin önüne sancak dikilir. Sancağın dikildiğini duyan Ankara ve civar köylerindeki yiğitler, seymenler Ankara’ya gelerek seymen alayına katılır. Mustafa Kemal Paşayı karşılamak üzere kurulan bu seymen alayı üç kola ayrılır. Üçüncüsünün başında, Kahramankazan’ın Güvenç köyünden, iri cüsseli İbrahim Çavuş, yer alarak Seymen Alayı’nın Sancağını taşır. Yedi yüz yaya ve üç bin atlı seymen ve çeşitli tarikatlara mensup dervişler, esnaf loncaları sıraya dizilmiştir.

Dikmen sırtlarından Ankara’ya giren Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye, seymen alayı ve Ankara halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılanır. İstasyon meydanına vardığında, yeni bir seymen alayına rast gelinir. Güvençli İbrahim Çavuş, sağ elinde sancak, sol elinde altın işlemeli bir pala/kılıç ve göğsünde asılı Kur’an-ı Kerim ile, tunçtan heykel gibi Mustafa Kemal Paşayı karşılar.

Ankara ve civar halkının bu coşkulu karşılaması, Kızılca Gün’de Mustafa Kemal Paşa’nın milletin lideri, yeni devletin önderi seçilmesi anlamına gelir. Ankara bu şekilde, Milli Mücadele’nin karargahı olur. Bilindiği üzere, Millî Mücadele Ankara’dan yürütülür. Ankara, zaferden sonra 13 Ekim 1923’de başkent ilan edilir. Yeni kurulan devletin başkenti seçilmesinde, Ankara ve civarındaki halkın Mustafa Kemal Paşa’ya ve Millî Mücadele’ye olan inancı ve maddi-manevi desteğinin rolü büyüktür.

Yakın zamanlarda bölgemizde yaşanan önemli bir olay da, 15 Temmuz darbe girişimidir. Tarihin derinliklerinden gelen, zor zamanlarda kendiliğinden harekete geçen örgütlenme kabiliyeti ve vatanı kurtarma ruhunun, bu olayda etkili olduğu muhakkaktır. Öyle ki, devletin ve milletin tehlikeyle karşı karşıya olduğunda kendiliğinden canlanan bu ruhun en son örneği, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde sergilenmiştir. 15 Temmuz gecesi yaşanan başarısız darbe teşebbüsü esnasında, Kahramankazan ilçesi sınırlarında yer alan ve darbenin yönetim merkezi olan Akıncı Hava Üssü’nden savaş uçaklarının kalkması, Kahramankazan merkez ve köylerinden binlerce kişinin akın akın havaalanına gelerek, kendilerini kahramanca siper etmesiyle önlenmiştir. Kazan halkı bu mücadelede 9 şehit vermiş ve 92 vatan evladı gazi olmuştur. Bölge halkının binlercesinin katılımıyla yapılan kahramanca direnişin ardından, Kazan ilçesine, TBMM tarafından, 29 Ekim 2016’da “Kahraman” unvanı verilmiştir. Türkmen yurdu Kahramankazan böylece, tarihinde bir kez daha, devletini ve milletini buhrandan kurtarmıştır.

Bölgemizde yaşanan, yukarıda detaylarıyla verdiğimiz siyasi olayları özetleyecek olursak, Ankara’da meydana gelen olayların Kazan bölgesini de etkilediğini, Ankara ile aynı veya benzer kaderi paylaştığını söyleyebiliriz. Bölge tarihinin, Anadolu’nun bilinen en eski dönemlerine kadar uzandığı, Anadolu genelinde ve Ankara’da gelişen olaylarla biçimlendiği görülür. Bölgenin eskiçağlardaki durumuna ilişkin bilgimiz fazla olmamakla birlikte, Anadolu genelindeki olaylara istinaden, oldukça hareketli olduğu ve çeşitli devletler arasında sıkça el değiştirdiği; Roma ve Bizans dönemlerindeki uzun süren yönetimler dolayısıyla istikrar bulduğu söylenebilir. Ortaçağ, hem Anadolu’nun geneli hem de Ankara için kargaşanın yaşandığı, istikranın azaldığı dönemdir. Ancak, Yeniçağla birlikte, Anadolu ve Ankara yeniden istikrar bulmuş ve gelişmesini gerçekleştirebilmiştir. Yakınçağ ise Ankara’nın zorlu dönemidir. Ancak, yakın dönemle birlikte Ankara’nın yeniden canlandığı, Cumhuriyetle birlikte yeşerdiği, geliştiği görülür. Diğer bir ifadeyle, uzun tarihi boyunca Ankara ve civarı, yükselişleri ve düşüşleri ard arda yaşamış; bu dönemleri sırasıyla geçirmiştir. Şimdi yükselme dönemindedir. Bu dönemin uzun sürmesi, çevresiyle birlikte daha ileri düzeyde gelişmesi en büyük temennimizdir. Selam ve iyi dileklerime…

“Tarihin Sıfır Noktasından Günümüze Kahramankazan” için 3 Yorum

  1. Doyurucu bilgi ve akıcı bir metinle kaleme alınmış bu güzek makale için Fatma hocamıza teşekkür ederim.

  2. Böyle güzel birtarihi anektod paylaştığınız için teşekkürler.
    Tarih yazmak, tarih yapmaktan daha önemlidir.
    Ünlü bir tarihçimiz.

  3. Her iki okuyucuma da çok teşekkür ederim.

    Bahsettiğiniz söz Atatürk’e ait;
    “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!