Köy-Şehir, Kahramankazan–Ankara Bağlantısı Üzerine

Reklam
Reklamı Gizle

Başkent Ankara’nın kuzey batısında, Mürted Ovası üzerinde ve İstanbul yolu güzergahında yer alan Kahramankazan ilçemizin, eski çağlardan günümüze değin varlığını devam ettirdiği; son yıllarda kaydettiği hızlı gelişme ve aldığı göçlerle adeta Türkiye’nin küçük ölçekli bir modelini temsil ettiği görülür.

Coğrafyasına bakıldığında, 14. yüzyıl bilgini İbn-i Haldun’un Coğrafya Kaderdir sözünün bölge için doğru olduğu, coğrafyanın sunduğu avantajların, bölgenin gelişmesini tetikleyen unsurlar arasında ön plana çıktığı görülür. Ankara ilinin en geniş ovalarından biri olan Müred  Ovası üzerine konumlanmış olması, Ankara’ya 47 km mesafede bulunması ve İstanbul ile olan karayolu bağlantısı bölgeye stratejik önem kazandırmıştır. Öyle ki, Askeri Havaalanı ve TUSAŞ’ın yer alması ve son dönemlerde sanayinin yönlendirilmesi, bütünüyle coğrafi konumu dolayısıyladır.

Ankara’nın 25 ilçesinden biri olan Kahramankazan, Ankara’ya olan mesafesi dolayısıyla idari yapılanmada, çevre ilçeler arasında yer alır. Coğrafyanın sağladığı bir dizi avantajlara rağmen, Ankara’ya olan göreli uzaklığı Kahramankazan’ı, hem Osmanlı hem de Cumhuriyet dönemlerinde “çevre” statüsüne koymuş; bu konumlandırma, idari olduğu kadar kültürel, ekonomik vb. alanlardaki duruşunu biçimlendirmiştir. “Çevre”nin“ merkez” i tabiatıyla Ankara’dır. Ankara ise, bir Anadolu şehri olmasının ötesinde ülkemizin başkentidir. Başkent niteliğinde bir şehir olması, merkez Ankara’ya farklı nitelikler kazandırdığı gibi, haliyle, çevreden beklentilerini de belirlemiştir.

Osmanlı döneminde İstanbul merkez, Anadolu tamamıyla çevre kapsamında yer alırken; Cumhuriyet döneminde Ankara merkez, Anadolu’nun geri kalanı ise çevre konumuna geçer. Kahramankazan ise bu tasniflemede, “yakın çevre” konumundadır. “Yakın çevre” nin, “uzak çevre” den farkı ve en önemli özelliği, merkezdeki gelişmelerden çabuk etkilenmesi veya merkezdeki gelişmelerin “yakın çevre”ye daha kısa sürede yansımasıdır. Bu bakış açısıyla, yani Merkez-çevre ilişkisi bağlamında değerlendirdiğimizde, Ankara-Kahramankazan ilişkisinin, bölgenin gelişmesini sadece etkileyen değil, belirleyen ve ona yön veren en önemli etken olduğu görülür.[1]

Öncelikle belirtelim ki, teorik manada ve özellikle de Osmanlı dönemi söz konusu olduğunda, merkez-çevre ilişkisi simgesel bir ayrışmayı ifade eder: Şehir-köy, yöneten-yönetilen ayrışması gibi. Diğer bir ifadeyle, merkez ve çevrenin nitelikleri, rolleri ve üstlendiği fonksiyonlar birbirinden tamamıyla farklıdır. Merkez, devleti bir arada tutan bürokrasiyi ve devletin işlemesini mümkün kılan özü ifade ederken, çevre merkezin dışında kalan coğrafi ve toplumsal alanı ve kurumları temsil eder.[2]Merkez ile çevre arasındaki bu “ayrımsal ilişki” Osmanlı son döneminde modernleşme hareketleriyle birlikte değişime uğrar. Cumhuriyet’in ilanının ardından ise daha da farklı bir görünüme bürünür. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte mevcut olan değerler sistemi yerine, yeni bir merkezi değerler sistemi ikame edilmeye çalışılır. Bunun sonucunda, bu değerler sistemini benimseyen fakat “çevre” de yer alan bazı toplum kesimleri, “merkezin uzantıları” halini alır. Bu kapsamda, daha Cumhuriyetin ilk yıllarında, Atatürk döneminde, bölgeden merkeze iki milletvekilinin Satıkadın (1935), Ali Tunalı (1935) gitmesi üstelik de bunun birisinin kadın, Satıkadın (1890-1956), olması bölgenin merkezin uzantısı konumunda olduğunu göstermektedir. Yine, Ankara’ya gelişinde Atatürk’ü karşılamak üzere (27 Aralık 1919), Güvenç köyünden İbrahim Çavuş’un bölgeyi temsilen gönderilmesi, onun da seymen birliklerinin başındaki dört kişiden biri olması, ileride kurulacak olan merkez-çevre/Ankara-Kahramankazan ilişkilerinin olumlu zemine oturmasını sağlayan bir girişim olarak değerlendirilebilir.

Kahramankazan sakinleri, özellikle de köylerde yaşamakta olanlar, 1980’li yıllara kadar Ankara’ya “şehir” terimiyle atıfta bulunmakta, “şehire gidiyorum” demekle Ankara’ya gitmeyi kastetmekteydiler. Köylülüğün; Kazan’ın 1961 yılına kadar 8-10 haneli küçük bir köy olması ve tarih boyunca Kazan ovasında şehir niteliğinde bir kaza merkezi olmamasının bir sonucu olduğu da söylenebilir. Bu, köy-şehir ayrımında, bölge toplumunun köylü, Ankara’nın ise şehir olduğuna doğrudan bir atıftır. Şimdilerde ise, şehir yerine “Ankara” adı kullanılıyor ve “Ankara’ya gidiyorum” deniyor. Bu durum, köy-şehir ayrımının artık kalktığının, bölgenin “merkezin uzantısı” haline geldiğinin, daha da ötesine geçerek, onunla bütünleştiğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Diğer bir ifadeyle, “şehir” ve “Ankara” isimlerinin kullanılması, başlangıçtaki “ayrımsal ilişki” yerine, günümüzde, “bütünleşik ilişkiye” geçildiğini gösterir. Merkez-çevre ilişkisi açısından bakıldığında, gelişmeyle birlikte merkez ile çevre arasında bütünleşmiş bir ekonomik sistem kurulmasıyla ve şehirleşmenin ve eğitimin imkânlarından çevrenin faydalanmasıyla, toplumun farklı kesimlerinin birbiriyle daha fazla temasa geçtiği görülür.

Gelişen sanayisi sayesinde bölge merkezle bütünleşmiş, şehirleşmenin yarattığı fırsatlardan ve eğitim imkanlarından faydalanmış, yakın ve uzak bölgelerden göç alarak, Türkiye toplumun farklı kesimleriyle temasa geçmiştir. Bu gelişme neticesinde, çevrede yer alan Kahramankazan merkez Ankara ile bütünleşerek, merkezin bir uzantısı haline gelmiştir. Elbette ki bu, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde başlayıp, 1980’li yıllardan itibaren ivme kazanan ve günümüze kadar uzanan sürecin bir neticesidir.

Yine, merkezi değer sisteminin en büyük taşıyıcısı “devlet” tir. Devlet, sahip olduğu otoriteyi yayma eğilimindedir. Böylece, merkezin değerleri, toplumun diğer kesimlerine, devlet tarafından yayılmaya çalışılır. Devlet ise, kendilerine itaat edenleri ödüllendirme, karşı gelenleri ise cezalandırma eğilimindedir. Bölge açısından değerlendirildiğinde nahiye merkezinin Yazıbeyli (Halkavun) köyünden Kahramankazan’a taşınması (1961), ödüllendirme kapsamında değerlendirilebilir. Öyle ki, bu statü değişimi, Kahramankazan’ın merkezle bütünleşmesinde ve merkezin bir uzantısı haline gelmesinde önemli bir aşamayı teşkil eder. İlerleyen dönemlerde, daha ileri düzeyde gelişmesinin önünü açan tetikleyici bir faktör olmuştur. Merkez ile olan iyi ilişkileri sayesinde, 1971’de belediye teşkilatı kurulurken, 1987’de ilçe, 2004’de metropol ilçe olur. 2016’da ise, 15 Temmuz darbe girişiminde bölge halkının gösterdiği kahramanlık sayesinde “Kahraman” unvanı ilave edilerek, Kahramankazan adını alır.

 

Genelde bakıldığında, bölgenin merkezle ilişkilerini iyi tuttuğu, siyasi çekişmelerin ötesine geçerek devlete her daim destek verdiği söylenebilir. Devletin yanında yer alma ve devleti koruma refleksinin Oğuz Türkmenlerinin geleneğinde var olduğu, Oğuz boylarının bölgeye yerleştiği dönemlerden itibaren her türlü tehlikeye kahramanca karşı gelindiği, tarihi gelenekte görülür. Nitekim tarihte Ankara ve çevresinde önemli bir isyan yaşanmamış, Ankaralılar Devleti’ne karşı hiç ayaklanmamıştır. Ankaralılar, devlete vergilerini zamanında veren, devlet asker isteyince hemen cepheye gönderen insanlardır. Yönetimde otorite boşluğunu da hiçbir zaman kabul etmemiş, o boşluğu hemen doldurmuşlardır. Öyle ki, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması (1243) ve Moğol istilasının ardından, Anadolu’nun her tarafında beylikler kurulurken, yalnızca Ankara’da Ahi geleneği etrafında bir teşkilatlanma görünlür. Kökleri Orta Asya’ya uzanan ve bir Müslüman-Türk anlayışı olan ahilik yiğitlik, kardeşlik ve cömertliğe dayalı, ahlaki değerleri ön planda tutan ve tasavvufi yönü de olan  bir esnaf teşkilatıdır.  Ahi geleneğine sahip olan ahi liderleri Ankara’yı 1292-1362 yılları arasında, kendi gelenek ve nizamlarına uyarak yönetmiştir. Bu dönemdeki Ahi yönetimine, Ahi Cumhuriyeti /Ahi Beyliği adıyla atıfta bulunulur.[3]

Başkent olmasının ardından Ankara’nın yeni bir şehir ideali etrafında biçimlenmesi, merkez-çevreilişkileri bakımından onu “tüketen merkez”, etrafını da “üreten çevre” konumuna yerleştirir. Kahramankazan da bu kapsamda, üreten çevrede yer alarak, başkent Ankara’yı destekleme rolünü üstlenmiştir. Başkent olması dolayısıyla bürokratik elitlerin-memurların burada yaşaması ve sürekli artan nüfusu, Ankara’yı beslenmesi gereken devasa bir şehir haline getirir. Gıda ihtiyacı başlangıçta yakın çevreden tedarik edilirken, ilerleyen zamanda uzak çevreden sağlanır hale gelir. Bu kapsamda, Kahramankazan bölgesinin Ankara’yı öncelikle gıda bakımından desteklediği; şimdilerde ise bu gıda ihtiyacının Kazan bölgesine doğu ve güneydoğu bölgelerinden gelenler tarafından karşılandığı görülmektedir.

Benzer şekilde, bürokrasi Ankara’da tüm kurumlarıyla yerleşir ve gelişirken, gereken yetişmiş-diplomalı insan ihtiyacı başlangıçta uzak, çok sonraları yakın çevrede nkarşılanmıştır. Kazan’ın yetişmiş insan potansiyeli bakımından Ankara’yı desteklemesinin ancak son dönemlerde gerçekleştiği görülür. Öyle ki, Kazanlı olup üniversite okuyan kişilerin ağırlıklı olarak, 1980 sonrası doğumlu olması ve 2000’lerden itibaren Ankara bürokrasisinde yer almaya başlaması, bu tespiti desteklemektedir. Oldukça gecikmeli olan bu “okumuşluk” durumu, tamamıyla bölgenin şartlarıyla ilgilidir. Kalifiye olmayan insan ihtiyacı ise, tersi biçimde, önce yakın sonra uzak çevreden karşılanır.

Yakın çevrede yer alan Kahramankazan’ın merkez Ankara ile ilişkilerinin, dünya genelinde ve Türkiye özelinde meydana gelen bir dizi gecikmeli değişimin neticesi olduğu söylenebilir. Bölgemizde, bilinen eski dönemlerden, Hititlerden, yakın zamanlara değin, yaklaşık 3.600 yıldır tarım yapıldığı görülür. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçilmesi Avrupa’da 18. yüzyıldan itibaren gerçekleşirken, bölgemizde ancak, iki yüz yıllık gecikmeyle, 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren gercçekleşir. İngiltere’de buhar makinasının icadıyla (1763) başlayarak dünyaya yayılan Sanayi İnkılâbı’nın bölgemize ancak 1970’li yıllardan itibaren intikal ettiği görülür. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi simgeleyen insanlık tarihinin bu önemli dönüşümü hem Anadolu’nun genelinde hem de bölgede oldukça geç gerçekleşen bir süreç olagelmiştir. Etkileri de tabiatıyla, gecikmeli yaşanır. Ticarileşme, şehirleşme, nüfusartışı ve eğitimin yaygınlaşmasıyla kendini gösteren sanayi inkılâbıyla, insan gücünden makine gücüne, kol gücüyle yapılan sınırlı üretimden fabrika tarzı seri üretime geçilir. Yine sanayi inkılâbı, tarım toplumlarını baştan aşağıya değiştirerek, bütünüyle yeni bir toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasi ilişkiler düzenine geçişi simgeler.

Bunun bölgeye yansıması ise, öncelikle tarımın makineleşmesi, ardından fabrikaların kurulması ile yaşanır. Traktörün ve diğer tarım araçların kullanımıyla tarım daha kolay yapılır hale gelirken, daha önce ekilmeyen alanlar da tarım arazisine dahil edilir. Diğer bir ifadeyle, tarım daha etkin biçimde yapılmaya başlanır. Sanayileşme ise, 1970’li yıllardan itibaren Ankara-Kahramankazan yolu üzerinde, Susuz ve Saray mahallelerinde fabrikaların kurulmasıyla başlamış, bu güzergâh üzerinde ilerleyerek Kahramankazan merkeze kadar ulaşmıştır. Öyle ki, günmüzde Ankara-Kahramankazan güzergahı, yoğunluğu Saray mahallesinde olmak üzere, sanayi bölgesi haline dönüşmüştür. Bununla da kalmayarak. TEM otoyolunun geçtiği Mürted  Ovası, fabrikalar ve depolarla dolmuştur. Tarım alanlarının aleyhine gelişen bu durum, verimli tarım arazilerinin, sanayi için kullanılması anlamına gelmektedir. Hafif sanayinin bölgeye kaydırılması neticesinde tarım arazilerinin azalması durumunun olumsuz etkilerinin henüz tam anlamıyla hissedilmediği; sanayileşmenin sağladığı refahın çevre açısından zararlarının görülmeye başlandığı söylenebilir.  Özetle aktardığımız bu gelişmelerin neticesinde, Kazan-Ankara arasında, “bütünleşik” diye adlandırdığımız ilişkilerin günümüze değin, giderek güçlenip geliştiği ve farklı sahalara yayılarak devam ettiği görülür. Öyle ki, yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Kazan bölgesi günümüzde adeta Ankara’nın tabii bir uzantısı halindedir. Bu “uzantı” yı bağlantı olarak adlandırırsak, Kazan bölgesinin “Ankara’dan bağımsız fakat Ankara’yla sıkı bağlantılı” bir ilişki içinde olduğunu söyleyebiliriz.

Yazımı, şöyle bir değerlendirmeyle bitireyim: Kahramankazan bölgemiz, başkent olma sürecinde Ankara’yı tarihimizin derinliklerinden gelen Ahi geleneğiyle desteklemiş, ilerleyen süreçlerde ise Ankara ile sıkı ve sağlam bağlantılar kurarak gelişmesini sürdürmüştür. Bu gelişmede, Kazanlı mahalli yöneticilerin çabaları ve ileri görüşüyle birlikte, halkının fedakarlığı ve devletine bağlılığının önemli olduğunu belirtmeliyim. Selam ve iyi dileklerimle.

[1]Edward Schills, “Merkez ve Çevre”, (çeviren: Yusuf Ziya Çetinkaya), Türkiye Günlüğü, Sayı 70. 2002, s. 86-96.

[2] Şerif Mardin, “Türk Siyasasını açıklayabilecek bir Anahtar: merkez Çevre İlişkileri”, Türkiye’de Toplum ve Siyaset,İstanbul: İletişim Yayınları, 1990, s. 37-77.

[3] Celal Metin, “Ankara’da Ahiler Yönetimi”, Türk Kültürü, Ağustos 2002, Cilt XL, Sayı 472, s. 473-485.

Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir. 

“Köy-Şehir, Kahramankazan–Ankara Bağlantısı Üzerine” için 15 Yorum

  1. Kıymetli Hocam. Çok aydınlatıcı bir yazı olmuş. Keyifle okudum ve pek çok bilgi edindim. Kaleminize, ikminize sağlık

  2. Ahiliğin, merkez ile çevre kazaları arasında bir farklılık var mıydı hocam? Bilgilendirici yazınız için de ayrıca teşekkür ederim. Saygılarımla

  3. Tarihi anlatımınızı büyük bir ilgiyle okudum . Özenli ve kapsamlı çalışmanız için teşekkürler .

  4. Ahilik geleneğine de değinmesi açısından önemli bir yazı olmuş. Elinize sağlık hocam…

  5. Kalemize kuvvet yine çok güzel bir yazı olmuş ilçemiz tarihini bize bu yazılarınızla aktardığınız için teşekkürler

  6. Yazılarınızı takip ediyorum, bundan sonra da takip edeceğimden şimdiden başarılar dilerim.

  7. Fatma hocam yazınızı bir Ankaralı olarak ilgiyle ve dikkatle okudum. Akademik birikiminizi yansıtan bu tür yazılarınızın devamını dilerim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!