Cumhuriyetimiz ve Kahramankazan
Devlet geleneğimiz, cumhuriyetimiz ve Kahramankazan
Anadolu’nun kapılarının 1071 Malazgirt zaferiyle Türklere açılmasıyla, Orta Asya’dan Anadolu’ya yoğun göçlerin olduğu ve bu göçlerin 12. ve 14. yüzyıllar arasında iki büyük dalga halinde gerçekleştiği bilinmektedir. Bahsedilen bu iki yoğun göç dalgası neticesinde Anadolu’nun tamamı Oğuz boyları tarafından iskan edilerek yurt haline getirilmiştir. Bunlardan biri de Kahramankazan bölgesidir. Öyle ki, bölgede Oğuz boylarının adını ve Türkçe adları taşıyan çok sayıda köylere rastlanması, bu yerleşimin en güzel delilidir. Anadolu’daki bin yıllık Türk varlığıyla birlikte, Kahramankazan bölgesi de varlığını korumuştur. Bölgede 15. yüzyılın son çeyreğinde (1463) sadece iki gayrimüslim köye rastlanması ve yüzyıllar boyunca köy sayısının yaklaşık aynı kalması, bir yandan istikrarlı hayata işaret ederken, diğer yandan da asırdan asıra nesilden nesile intikal eden Türkmen geleneğine ve yaşam tarzına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle bölgede, 1980’lerden itibaren gerçekleşen ve son kırk yıldır süregelen hızlı değişim dönemi hariç tutulursa, yüzyıllar boyunca çok az değişime uğramış olan, Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan yaşam tarzı, dünya tasavvuru ve hayat algısının sürdüğünü söylemek yanlış olmaz sanırım. Bu geleneklerden en önemlisi olarak, Oğuz Türklerinin devlet geleneği zikredilebilir: Milletin devlet ile var olduğu, devlet olmayınca milletin var olamayacağı inancına dayanan bu gelenek, Türklerin Orta Asya’dan çıkarken taşıdıkları, farklı coğrafya ve kültürlerde hızla teşkilatlanarak var olmalarını sağlayan en önemli unsur olagelmiştir. Bu devlet geleneğidir ki, devletin devamını sağlarken, milletin de devam ederek farklı topraklarda yeniden yeşermesini sağlamıştır.
Türklerde “devlet” kavramı ve varlığı o derece kutsanmıştır ki, Osmanlı döneminde, “devletin devamı” için dua eden duaguy isimli bir grup insan türemiştir. Duaguy sınıfının diğer görevlerinin yanı sıra en önemli vazifesi, devletin devamı için günlük dua etmektir. Yine, devletin kutsanması ve devamı için dua edilmesi, günde üç vakit yemek sonrasında edilen dualara da yansıyarak halk katında yerini almıştır. Öyle ki, çocukluğumda babaannemden öğrendiğim sofra duasında “devamı devlet” ibaresinin geçmesi, halkın devletin devamı için dua etmesi geleneğinin 1970’li yıllara kadar devam ettiğini, dahası günümüze kadar ulaştığını göstermektedir.
İşte bu Oğuz-Türkmen devlet geleneğidir ki, devlet sıkıntıya düştüğü zamanlarda kendiliğinden ortaya çıkarak sivil örgütlenmeyi sağlamış, devletini ve milletini sıkıntıdan kurtararak, Anadolu’daki Türk varlığının devamını sağlamıştır. Cumhuriyetin kuruluşunu ve Millî Mücadelenin başlangıcını simgeleyen, Atatürk’ün Ankara’ya geldiği günün “Kızılca Gün” ilan edilerek destek verilmesi ve 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde sivil halkın darbecilere karşı direnişi, Oğuz-Türkmen devlet geleneğinin, Ankaralılar ve Kahramankazanlıların hafızalarında halen canlı olduğunu, devletin tehlikeye düştüğü zamanlarda kendiliğinden, derhal ortaya çıktığını göstermektedir. Bu devlet geleneği ve devleti koruma refleksidir ki, binlerce yıl hafızalarda tutulmuş, son dönemlerde yaşanan hızlı değişime rağmen, bölge insanının hafızasında muhafaza edilmiştir. Harekete geçmesi için de bir haber, bir çağrı yetmiştir.
Bir haber; Mustafa Kemal Paşa’nın Millî Mücadele’yi yürütmek üzere Ankara’ya geleceği haberidir. Ankaralılar bu haberi alır almaz, Kızılca Gün ilan etmişdir. Kızılca Gün, çok eski bir Oğuz töresidir. Devletin ve milletin buhran yaşadığı zamanlarda tertip edilerek devleti kuracak, milleti kurtaracak yeni bir lider seçilir. Anadolu Selçuklularının kurucusu Selçuk Bey ve Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey boylarının başına geçtiğinde Kızılca Gün ilan edilmiş, Seymen Alayı kurulmuş ve lider seçilmiştir. Seymen Alayı son olarak da Osmanlı Devleti’nin çöküşünün ardından işgal edilen Anadolu’yu düşmandan kurtarmak ve yeni bir devlet kurmak üzere Millî Mücadele’yi başlatmak için Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinde kurulmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişi olan 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Kızılca Gün ilan edilir ve Seymen Alayı düzülür. 700 yaya ve 3.000 Atlı Seymen, esnaf (ahiler), dervişler, yörükler, gönüllü askerler ve civar il ve ilçelerden gelen kalabalık halk kitlesi ve tabii ki Ankaralılar, Seymen Alayına katılarak Paşa’yı karşılar. Bu karşılamada Ankara ve civarındaki ahilerinin organize bir teşkilat olarak önemli yer tuttuğunu, geçmişte, özellikle buhran dönemlerinde inisiyatifi ele alarak Ankara halkının asayiş ve güvenliğini sağladığını söylemeliyiz. Bu, öylesine büyük bir karşılamadır ki, 25.000 bin nüfuslu Ankara’da 35.000 kişi toplanmıştır. Üç grup seymen alayı kurulur: İlkinin başında Kahramanazanlı, Güvenç köyünden İbrahim Çavuş bulunur. İbrahim Çavuş bir elinde kılıcı, bir elinde bayrağı, boynunda Kur’an ile Seymen Alayının başını çeker. Seymen Alayının başında Kahramankazanlı bir şahsın bulunması, bölge halkının, yeni devletin kurucusu Mustafa Kemal Paşa’ya ve Millî Mücadele’ye verdiği desteği göstermesi bakımından büyük önem taşımakta ve günümüzde gururla yad edilmektedir.
Binlerce yıllık Oğuz geleneğinin diğer bir ritüeli, yine bir Orta Asya geleneği olan, sinsin adı verilen ateşin yakılmasıdır. Ankara Hıdırlıktepe’de büyük bir sinsin ateşi yakılır. Ulucanlar’daki Efeler Kahvesi’ne Seymen Sancağı dikilir. Davullar çalınır, koçlar kesilir. Ulucanlar’dan kalkan Seymen Alayı Hacıbayram Cami’sinin önüne gelerek burada toplanılır, dualar edilir ve kurban kesilir. Kızılca Gün’de yapılan bu ritüeller Ankara halkının, Atatürk’ün şahsında, devletine ve milletine gösterdiği bağlılığın, fedakarlığın ve zor günlerde dayanışmasının göstergesidir. Benzer şekilde, İbrahim Çavuş şahsında, Kahramankazan halkının devletine verdiği desteğin en güzel örneğidir.
Bir çağrı; 15 Temmuz 2016 gecesi, Cumhurbaşkanımızın yaptığı çağrıdır. Kahramankazan halkı, darbe girişimine karşı Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla harekete geçerek devletinin yanında yer almıştır. Darbe günü, darbenin yönetim merkezi olan ve Kahramankazan’ın sınırları dahilinde yer alan Akıncı Üssü’ndeki 4. Ana Jet Üssü Komutanlığı’ndan kalkan F16 uçakları TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Gölbaşı Özel Harekât Daire Başkanlığını hedef almıştı. Akıncı Üssü’ne gelen Kahramankazan halkı, savaş uçaklarının önüne geçerek kalkmasını engellemeye, darbecilere engel olmaya çalıştılar. Üssün nizamiyesinde toplanan Kahramankazan halkının üzerine açılan ateş sonucunda 9 kişi şehit olurken, 92 kişi de yaralanarak gazi olur. Kahramankazanlılar, tarlalarındaki ekinleri ve araba lastiklerini uçak pistinin önünde yakarak, çıkan dumanla görüş mesafesini azaltmaya ve uçakların kalkmasını engellemeye çalıştılar. Büyük ölçüde de başarılı oldular. Oğuz Türkmenlerinin yerleştiği bölge olan Kahramankazan’ın halkının, devletin tehlikede olduğuna ilişkin bir çağrıyla harekete geçmeleri ve kahramanca karşı koymaları, yüzyıllardır süregelen ve zor zamanlarda bir işaretle harekete geçen devleti koruma refleksiyle ilgilidir. Oğuz Türkmenlerinde olduğu gibi, Kahramankazan halkı da bilmektedir ki, devletleri var olursa, onlar da var olacak; devletleri yok olursa onlar da yok olacaktır. Devlet-millet birlikteliği olduğu sürece, varlığı daim olacak, yüce Atatürk’ün deyişiyle “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”. Selam ve iyi dileklerimle…
Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir.
Okunma: 1171

Kahraman kazan halkının kahramanlıklarını çok güzel kaleme almışsınız yazıyı okuduktan .sonra bir kez daha.Kahramqnnkqzqbli olmaktan gurur duydum teşekkürler .KALEMİNIZ DAIM OLSUN.
Bu güzel günde Başta Mustafa Kemal Atatürk ‘e, Kahraman Kazan şehitlerine gazilerine ve tüm şehit ve gazilerimize selam olsun. Şehitlerimize Rabbimden rahmet gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum .
Teşekkür ederim. Maksat hasıl oldu demek ki. Selamlar.
Hocam; güzel yazınız için çok teşekkürler, yukarıdaki yazınızda bahsettiğiniz Kahramankazan’da 15. yy.da gayrimüslim olan iki köy hangileridir acaba?
Teşekkür ederim Ömer bey.
15. Yüzyılda yani 1463 yılında yer alan 2 gayrimüslim köy Girdenus ve Miranus; bugünkü Fethiye ve Orhaniye’dir. Selamlar.