Kule Rantının Yarattığı Kültür Erezyon

Reklam
Reklamı Gizle

Kule(tower)  mimarisi(rantı)nin kültürümüzde yarattığı erozyon

Ülkemizde 1960-70’li yıllarda köylerden kentlere büyük göçler yaşanmış ve şehirlerin varoşlarında gecekondu mahalleri meydana gelmiştir. Bu mahallelerdeki tek katlı, bahçe içerisindeki ve nispeten köylerdeki evlere benzeyen bu evler, “gecekondu kültürü” denilen yeni bir kültürün doğmasına neden olmuştur. Köylerdeki gibi bir aile ve komşuluk ilişkisinin hüküm sürdüğü gecekondu kültüründe, aile fazlaca bir zarar görmemiştir. Çünkü bu kültürde sadece evin erkeği çalışmaya gitmekte, evin hanımı ve çocuklar evin reisinin[1] eve dönmesini hep beraber beklemektedir.

Sonraki yıllarda(1980-1990’lı yıllar) gecekonduların yerlerini 4-5 katlı apartmanlar almaya başlamış, gecekondu sahipleri de apartman dairelerine taşımışlardır. Apartman yaşam tarzı, komşuluk ilişkilerini zedelediğinden, köydeki ve gecekondudaki gibi komşuluk ilişkilerinin yerini daha resmi komşuluk ilişkileri almıştır. O yıllarda tesettürlü kadınların birçok sektörde çalışmaları yasak olduğundan, bu yaşam tarzında özelikle seküler yaşam tarzını benimseyen kadınlarda çalışma hayatına katılmışlardır. Bu durum ailenin birliğinin bozulmasına zemin hazırladığı gibi, kadınları da başlarını açmaya teşvik etmiştir.

Konut sorununa çözüm getirmek amacıyla daha sonraki yıllarda(2000’li yıllar) apartmanların kat sayısı 9-10’a çıkarılmıştır. Bu uygulamada da aileler apartman yaşam tarzını sürdürmeye devam etmiş, ailenin birliği biraz daha sarsılmış ve komşuluk ilişkileri de iyice zayıflamıştır.

Ancak yukarıda ki değişimlerin hiç birisi kule(tower), rezidans yaşam tarzındaki gibi ahlakımızda, inancımızda, ailemizde ve kültürümüzde şiddetli bir erozyona sebep olmamıştır. Özellikle 2005’den sonra, Türkiye’nin her ilinde ve pek çok ilçesinde rezidans mantığıyla yapılan, 20-30 katlı kuleler(gökdelen) mantar gibi bitmeye başlamış, bu tür binaları yapmak için çok önemli sınırlamalar da getirilmemiştir. Örneğin ABD[2] ve AB’deki gibi şehir ya da şehrin içerisinde bir mahalle sınırlaması Türkiye’de getirilmemiştir. İşini ayarlayan, düzenini kuran, adamını bulan, her şehirde, her ilçede, her mahallede, istediği katta, istediği adet kule dikebilmektedir.

Bu tür yapılar görüntü kirliliğine, trafik yoğunluğuna, alt yapı yetmezliğinden kaynaklanan arızalara sebep oldukları gibi, mahalle mantığının ortadan kalkmasına, komşuluk ilişkilerinin tamamen bitmesine, ailenin parçalanmasına da sebep olmaktadır. Esas tahribatı ise ahlaki anlayışta ve inanç sistemlerinde(dini duygularda) yapmaktadır. Ahlaki erozyon, inanç zayıflığı ve inançsızlık hızla artmakta, bu binaların sahipleri ya da buralarda oturan insanlar süratle sekülerleşmekte, kapitalist hatta vahşi kapitalist olmaktadır. Çünkü buralarda;

-Komşuluk ilişkisi hiç yok,

-Aile ilişkisi ya yok ya da çok zayıf… Bu tür binalar sundukları 1+1 dairelerle tek başına yaşamayı teşvik etmekte, insanları bireyselleştirmekte, otel konforunda olduğu için kimse bir yardımcıya ihtiyaç duymamakta, ailesinden kopup gelip buralarda tek başına yaşayabilmektedir. Bu durum ahlaki yapılanmayı da bozmaktadır. Tüm bu özelliklerinden dolayı, bu tür binalar gayri meşru ilişkileri de yaygınlaştırmaktadır.

-Bu tür binalarda her türlü imkân var; 24 saat eğlence, tüketim, güvenlik her şey düşünülmüş… Ancak her biri küçük bir kasaba büyüklüğünde olan bu binalarda cami ve imam bulunmamakta, ezan okunmamakta, buranın sakinleri sanki gayri müslim bir ülke de olduğu gibi hiç ezan sesi duymadan yaşamaktadır.  Bu tür yaşam tarzı da insanları süratle dünyevileştirmekte ve onların kapitalist yaşam tarzını tercih etmelerine sebep olmaktadır.

Daha bitmedi, tahribatın büyüğü geride….

-Bu tür binalar her ilçe merkezine ve her mahalleye yapılabildiğinden, şehirlerin ve ilçelerin çevresindeki köyler büyük bir rant alanı oluşturmaktadır. Çiftçilikle uğraşan ve geçimini zorlukla sağlayabilen sıradan köylüler bir anda milyoner hatta milyarder olabilmektedir. Köylülere ait tarlalar imardan geçirilerek, bu arsalara fabrikalar ya da kuleler yapılmakta, o zamana kadar köyünde mütevazı bir hayat süren köylüler bir anda emlak milyoneri olarak farklı bir yaşam tarzının içinde kendilerini bulmaktadır. Bu uygulama ile hem tarım arazileri, hem tarım sektöründe çalışan çiftçiler kaybedilmekte, hem de binlerce köylü, kültür ve ahlak erozyonuna uğrayarak değişmektedir.

Yeni milyonerlerin altlarında 4×4 jeep, ceplerinde yüksek limitli kredi kartı, ellerinde en iyisinden cep telefonu akşama kadar o kafe senin bu pastane benim, sabaha kadar bu bar senin bu pavyon benim dolaşmaktadır. Bunu hem erkekler hem de kadınlar yapmaktadır. Bu insanlar köylü toplumundan (alt sınıf) kentli toplumuna(orta sınıf) geçmeden, kendilerini bir anda yüksek sosyetenin(üst sınıf) içinde bulmaktadır. Toplumsal sınıfları iki basamak birden atlayarak, oraya buraya savrulmaktadırlar.  Bunların yaşam tarzı çevrelerindekilere kötü örnek olmakta, bazıları bunlara imrenmekte, bu durum toplumsal barışı da bozmaktadır. Son yıllarda nitelikli ve sofistike suçlardaki artış ile kadın suçlu sayısındaki artış bunu göstermektedir. Kadınların karıştığı öldürme, yaralama, hırsızlık, dolandırıcılık vb suçlar sürekli artmaktadır. Bu durum devletin kadın cezaevi kapasiteleri konusunda bir çalışma yapmasını gerekli kılmaktadır. İnşallah yapılıyordur!

Bu tür binalar son yıllarda Kahramankazan’da da yapılmaya ve çoğalmaya başlamıştır. Bu tür binalarda yaşayanlar, ya da bu binaların arsa sahipleri de yukarda anlatılan tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır. Kahramankazan gibi nispeten kırsal bir ilçede en alt sınıf(köylüler, işçiler), orta sınıf(devlet memuru, esnaf, küçük tüccar vb) ve üst sınıf(rantı yüksek arsa ve daire sahipleri) bir arada yaşamaktadır. Önümüzdeki yıllarda bu sınıflar ister istemez birbirlerinden etkilenecekler ve toplumsal huzursuzluklar ve asayiş sorunları yaşanacaktır. Bu nedenle en azından Kahramankazan gibi nispeten kırsal kesimde bulunan ilçelerde bu tür yapılara izinler derhal durdurulmalıdır.

Selam ve dua ile…

[1] O zamanlar yürürlükte olan Medeni Kanun’a göre de evin reisi babadır.

[2] Örneğin, sadece New York şehrinin Manhattan semtinde yapılabileceği gibi

Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir. 

Kahramankazan’dan bir görünüm

“Kule Rantının Yarattığı Kültür Erezyon” için 2 Yorum

  1. Sayın yazar teşekkür ediyorum. Ne güzel konulara değiniyorsunuz. Tam anlamı ile duygularımıza tercüman oluyorsunuz. Sağ olun var olun kaleminize sağlık.

  2. Sevgili yazar çok güzel konulara değinmişsiniz sizlere çok teşekkür eder devamını dilerim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!