MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN KULLANDIĞI DİNİ RİTÜELLER
Mustafa Kemal Paşa’nın kullandığı dini tema ve ritüeller
Önümüzdeki Çarşamba günü TBMM’nin açılışının 105. yıldönümü… Bu vesileyle Türk Milleti’nin “Milli Egemenlik Bayramı”’nı, çocukların da “Çocuk Bayramı”’nı kutluyorum.
Mustafa Kemal Paşa, kendisine 9. Ordu Müfettişliği görevi verilmesinden, Cumhuriyetin ilan edildiği tarihe kadar ki süreçte milli ve dini tema, terim ve ritüelleri çokça kullanmıştır. Bu yazıda sadece Ankara’da kullandığı dini ritüel, terim ve temalardan bahsedilecektir. Ülkenin bir kısmı işgal edilmiştir. Hatta Payitaht dahi işgal altındadır. Bu durumda yapılacak mücadelede milliyetçilik temalarının kullanılması son derece doğrudur ve doğaldır.
Mustafa Kemal Paşa tarafından İslam dinine ait tema, terim ve ritüellerin çok yoğun olarak kullanılması son derece manidardır. Bunda Mustafa Kemal Paşa’nın Türk halkının inanç yapısını ve İslam dinine olan bağlılığını çok iyi bilmesinin yanında, Birinci Dünya Savaşı süresince Enver Paşa tarafından takip edilen milliyetçilik politikasının başarısızlığa uğramasının da etkisi olmuş olabilir. Bu nedenle yapılacak Milli Mücadele’nin sadece milliyetçilik politikalarına dayandırılmasının yeterli desteği bulamayacağı düşünüldüğünden, İslami tema, terim ve ritüeller daha fazla kullanılmış olabilir.
Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal Paşa tarafından kullanılan dini tema, terim ve ritüelleri şu şekilde sıralayabiliriz:[1]
-Mustafa Kemal Paşa, kendisini karşılayan seğmenler arasında bulunan Güvençli İbrahim’e yaklaşır, seğmenin boynunda asılı olan Kur’an-ı Kerim ile bayrağın ucunu öper(Erdoğan a.g.e. sf. 122)[2].

-Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya gelince, doğruca Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri’nin mübarek türbelerini ziyaret eder, kurbanlar kesilir, Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya teşriflerinin hayırlı olması için dualar edilir(Erdoğan a.g.e. sf. 118).
-Anadolu’da seçimlerin tamamlanmasından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920’de açılmasına karar verilir. Mustafa Kemal Paşa, 21 Nisan 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından önce nelerin yapılacağına dair, Nutuk’ta[3] da belirttiği üzere bir tamim yayınlar. Bu tamimde ağırlıklı olarak dini tema, terim ve ritüeller öne çıkarılır;
“Allah’ın lütfüyle Nisanın 23’üncü cuma günü, cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
Vatanın istiklâli, Yüce Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleri ile Hacı Bayram-ı Veli Câmi-i Şerifi’nde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif alınarak meclisin toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şerîf’ten başlayarak meclis binasına kadar kolordu komutanlığınca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.
Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bugünden başlayarak vilayet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretleri’nin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhâri-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerif’in son kısımları uğur getirsin diye cuma günü namazdan sonra meclisin toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.
Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerîfler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükümet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta Cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerîf okunacaktır. …………Yine yüce Allah’tan tam bir başarıya ulaştırılması niyaz olunur.”[4]
Hey’et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal

-Meclis kürsüsünün arkasına “Hakimiyet Milletindir.” levhası asılır. Ayrıca duvara “Müslümanlar hayat işlerini, danışmaya değer bilgisi olanlar arasında danışarak yapacaklardır.” anlamını taşıyan “Muşavirlihüm Filemin Şura” ayeti yazılı levha asılır(Erdoğan a.g.e. sf. 151).
– Meclise kapıdan girilince ilk küçük oda mescit olarak düzenlenir(Erdoğan a.g.e. sf. 151).
Birinci Meclisin Açılış Töreni
-23 Nisan 1920 Cuma günü öğleye doğru Mustafa Kemal Paşa, milletvekilleri, subaylar, memurlar ve Ankaralılar, Hacı Bayram Camii önünde toplanırlar. Birlikte kılınan cuma namazından sonra, Sancak-ı Şerif öne geçirilir ve tekbirler getirilerek meclis binasına doğru yürüyüş başlar(Erdoğan a.g.e. sf. 153).
-Sancağın arkasından üzerinde Kur’an ı Kerim ve Sakal-ı Şerif bulunan rahleyi Sinop Milletvekili Hoca Abdullah Efendi başının üstünde taşır(Erdoğan a.g.e. sf. 153).
-Meclisin bahçesinde üç kurban kesilir. Bursa Milletvekili Fehmi Hoca bir dua okur. Duadan sonra Mustafa Kemal Paşa kapıdaki kurdeleyi keser(Erdoğan a.g.e. sf. 153).
-Bütün milletvekilleri içeri girerek sıralara otururlar. Hoca milletvekilleri hep bir ağızdan dua ederler ve Buhari-i Şerif okurlar(Erdoğan a.g.e. sf. 153).
-Sancak-ı Şerif kürsünün yanına dikilir, Kur’an-ı Kerim ile Sakal-ı Şerif de kürsünün üstüne konur. Meclis böylece İslâmî geleneğe uygun olarak açılır(Erdoğan a.g.e. sf. 153).
-Millet Meclisi’in açılmasından sonraki ilk konuşmasında Mustafa Kemal Paşa “İslamlığın temel ilkelerine başvurup yüksek meclisinizde yoğunlaşmış olan ve bütün Müslüman halkın birleşmiş oylarıyla uygun görülen milli iradeyi vatanın alın yazısıyla ilgili işlere eylemli olarak el koymuş tanımak ilkesini kabul ediyoruz… ve artık yüksek meclisimizin üstünde bir güç yoktur.” şeklinde ifadeler kullanmıştır(Erdoğan a.g.e. sf. 155).
-Millet Meclisi’nin ikinci toplantısı 24 Nisan 1920 tarihinde yapılır. Mustafa Kemal Paşa o gün yaptığı konuşmada “İşte burada idi ki Anadolu’ya mülki ve askeri hususatla muvazzaf olmak üzere ordu müfettişliğine tayin edildim. Bu teveccühü din ve millete hizmet etmek için en büyük bir mazhariyeti ilahiye addeyledim.” der(Erdoğan a.g.e. sf. 162).
-Birinci mecliste yemin töreni 10 Temmuz 1920 günü gerçekleştirilir.[5] Mecliste kabul edilen yemin metinini, Ankaralı zabıt kâtiplerinden Halil (Ülgen) Bey, güzel hat yazısı ile bir kâğıda yazar ve kürsü üzerine konur. Her mebus bu metni okuyarak yemin eder. Mebusların okuduğu yemin metni şöyledir: “Makam-ı hilâfet ve saltanatın, vatan ve milletin istiklal ve istihlâsından başka bir gaye takip etmeyeceğime vallahi.”(Erdoğan a.g.e. sf 160).
-İlk Meclis’te 61 din âlimi bulunur. Memur ve emeklilerden sonra en fazla din âlimi, milletvekili olarak meclise girer(Erdoğan a.g.e. sf. 161).
-Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos 1922 günü Kocatepe’den Büyük Millet Meclisi ve bakanlıklara şu telgrafı çeker: “Bugün bütün cephede saldırıya başlanılmıştır. Başarı Allah’tandır.” (Erdoğan a.g.e. sf. 291).
-1 Eylül 1922’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Dumlupınar’dan 30 Ağustos zaferini müjdeler; “…Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının yiğitlik, şiddet ve sureti, Allah’ın yardımının görünmesine vesile verdi…” (Erdoğan a.g.e. sf. 292).

Yukarıda da anlatıldığı üzere, özellikle Cumhuriyet’in ilanına kadar ki dönemde Mustafa Kemal Paşa tarafından, dini tema, terim ve ritüeller yoğun olarak kullanılmış, ancak Cumhuriyet’in ilanından sonraki dönemde bir daha dini tema, terim ve ritüeller hemen hemen hiç kullanılmamıştır.
Mustafa Kemal Paşa, Ziya Gökalp’ten çok etkilenmiş, onun makalelerini ve kitaplarını okumuştur. Atatürk, “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin Namı Kemal, fikirlerimin Ziya Gökalp’tir.” diyerek bunu teyit eder.[6] Ziya Gökalp’te bunu doğrular.[7]
Mustafa Kemal Paşa, 1923 yılında Ziya Gökalp’i Diyarbakır’dan Ankara’ya getirterek II. Dönem milletvekili yapmış ve ölünceye kadar da beraber çalışmışlardır. Mustafa Kemal Paşa’nın bu politika değişikliğinde Ziya Gökalp’in erken ölümünün(25 Ekim 1924) ve 17 Kasım 1924 tarihinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası(TCF)’nı kuran, Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadeleyi beraber yürüttükleri silah ve dava arkadaşlarının[8] Halk Fırkası’ndan ayrılmalarının da etkisi olmuş olabilir. Zira Ziya Gökalp’in ölümüne kadar Mustafa Kemal Paşa’nın etrafındaki kadro ve bürokratlar ağırlıklı olarak milliyetçi ve muhafazakâr görüşlere sahiptir. Prof. Duymaz, “Ziya Gökalp’in genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında ve kültür politikalarının geliştirilmesinde siyasi kadrolara önemli katkılar yaptığını,” söyleyerek bu görüşü teyit eder.[9] Gerçektende Mustafa Kemal Paşa Türkiye Cumhuriyeti Devletin’i milliyetçi ve muhafazakâr kadrolarla kurmuştur. Ziya Gökalp’in ölümünden ve TCF’nın kurulmasından sonra Mustafa Kemal Paşa’nın etrafındaki kadrolar değişmiştir.
Selam ve dua ile…
[1] Abdülkerim Erdoğan, Gökçe Günel, İstiklal Savaşı’nda Ankara, Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2007
[2] Şapolyo, Enver Behnan, Atatürk ve Seğmen Alayı, Ankara Kulübü Yayınları, Ankara 1971
[3]Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2005, Sf. 293-295
[4] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2005, Sf. 293-295
[5] Yasemin Türkkan Tunalı, Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Türk Siyasi Hayatında Yeminler, İ.Ü. Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları Dergisi, Sayı:40, 2021
[6] Ali Duymaz, Prof. Dr., Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları kitabı için “Sunuş” yazısı,sf.7, Ötüken Yayınları, 2024, İstanbul
[7] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Ötüken Yayınları, sf. 30, 2024, İstanbul
[8] Kazım Karabekir Paşa, Rauf(Orbay) Bey, Ali Fuat(Cebesoy) Paşa, Refet(Bele) Paşa, Adnan(Adıvar) Bey, Cafer Tayyar(Eğilmez) Paşa…
[9] Ali Duymaz, Prof. Dr., a.g.e.
Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir.
Okunma: 1754

Kıymetli kardeşim, kalemine sağlık, ilginç ve gerçekten manidar bir konuya değinmişiniz. Maalesef din ihtiyaç duyulduğunda akla geliyor. Bilindiği üzere Cumhuriyetin ilanından sonraki dönemlerde yine din gündeme gelmiş ama olumsuz yönde işlenmiş ve dinden uzak bir politika izlenmiş. Belki bu dönemi de detaylı incelerseniz diye düşünüyorum. Selam ve dua ile.