ESMER EKMEKTEN BEYAZ EKMEĞE YOLCULUK

Reklam
Reklamı Gizle

Çocukluğumda tam buğday unu nedir, beyaz un nedir bilmezdik. Hemen hemen her evde “Tandır Evi”  diye isimlendirilen bir oda olurdu. Bazlama, gözleme, ebeleme, sac çöreği, yazma çöreği, dolama çöreği, tandır böreği, katı gömme (kül çöreği) gibi hamur işleri bu evde pişirilirdi.

 

Her evin çamdan oyulmuş kocaman dikdörtgen biçiminde dörtkenarında tutulacak sapı olan ekmek tekneleri olurdu. Ekmeklik un bu teknede yoğrulur. Piştikten bir süre sonra bu tekneye istif edilir. Üstü bir bezle örtülürdü. Hafızam ben yanıltmıyorsa bu beze “Ekmek Çulu.” denirdi. Urganla dört bir yanından bağlanarak tavandaki soyma ya da merteklere asılırdı. Gereksinim duyuldukça oradan alınır ve tüketilirdi. Şimdilerde çoğu kişi çalıştırdığı dükkan, araba ve iş yeri v.s. için “Ekmek Teknem.” derya iste bu tabir oradan gelmektedir.

 

Hatırladığım kadarıyla annem sabah namazından sonra uyumaz; hamur yoğrulacak unu elekten geçirir, ekmek teknesinde daha önceden maya olarak ayırdığı hamuru içerisine katar, iyice yoğururdu. Sonra üstünü bezle örter, beş on dakika sonra tekrar yoğururdu. Bu işlemi üç dört defa tekrarlardı. Bu tekrarları yapmazsa ekmeğin hamur olacağını söyler ve “ekmek depitme gibi olur.” diye eklerdi. O zamanlar ne annemin nede bizim ekşi maya kavramından haberimiz bile yoktu. Ancak tandır evinde yoğurulan ve mayalanmaya başlayan hamurun ekşi kokusu çok hoşuma giderdi.

 

Köyümüzün yakınında “Baba Küllük.”  ve biraz uzağında “Sadık Değirmeni.” diye iki adet su değirmeni vardı. Baba Küllük değirmeni bize çok yakın olduğu için genellikle bu değirmen tercih edilirdi. Babam bir keresinde beni de götürmüştü. Öğütülecek buğdaylar at arabasına yüklenir, gidilirdi. Aynı gün un öğütülür geri dönülürdü. Hani “Saçları değirmende mi ağarttın.” derler ya saçların değirmende unun tuzundan ağardığını dahası değirmencilerin giysilerinin dahi bembeyaz olduğunu ilk defa orada görmüştüm. Değirmenin içerisinde buram buram un kokardı.  Eve getirilen un soğuması için birkaç gün bekletilmeden yoğurulup ekmek pişirilmezdi.

 

O zamanlar biz çocuklar beyaz ekmek, esmer ekmek ayrımı bilmezdik. Ekmek ekmekti bizim için. Bir defasında babam “Önemli misafirler gelecek.” demişti.  Annemde şehre gittiğinde “ Has un getir, bu ekmek esmer, misafirlere ayıp olur.” demişti.  Has unu ve beyaz ekmeğini ilk defa duymuştum. Köyde bakkalımız olduğu için babam her hafta Ankara’ya giderdi. O zamanlar Kazan küçük bir köymüş. Hatta daha sonraları babam “Gazan güççük bi köydü, sivrisinekten giçilmezdi. İstanbul yolu giçdikden sona canlanmaya başladı” diye bize anlatırdı.  Nereden nereye…

Tamamını değil, bir kısmını paylaşıyorum.

 

Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!