Yuva kavunu mu? Yoksa Kazan kavunu mu?

Reklam
Reklamı Gizle

Adına ister Yuva kavunu, ister Kazan kavunu deyin sonuçta aynı kavundan bahsetmiş olursunuz. Oval görünümü, koyu yeşil rengi ve tırlırlı ya da pütürlü dış yüzeyi olan bu kavun, kıraç arazide yetişir. Beyaz, kabuğa doğru yeşilimsi bir iç rengi vardır. Tadı ve aroması çok güzel bir kavun çeşididir.
Koyu yeşil ve tırlırlı dış yüzeyi, oval görünümü ile diğer kavun çeşitlerinden kolayca ayırt edilebilir. Raf ömrü uzundur. İyi saklama koşullarında bahara kadar çürümeden durabilir. Anımsadığım kadarıyla kıştan arta kalan ama tadı ve aromasını fazla beklemekten dolayı kaybeden kavunların mayıs ayında çekirdeği alınır ve direk tarlaya ekildiği olurdu.
Şimdilerde üzüldüğüm bir şey var! Bu türe yakın bir tür olan “Hasan bey” kavunu ile sık sık karıştırılıyor olmasıdır. Dahası bazı çalışmalarda Hasan bey kavununun Kazan kavunu diye farkında olmadan lanse edilmesidir. Oysa Hasan bey kavunu Balıkesir ve Manisa illeri civarında yetiştirilen uç kısmı hafif ovalımsı, torparlak, koyu yeşil, tırtırlı bir kavun çeşididir.
Bu kavun çeşidi Kazan, Etimesgut’un bir kısmı, Sincan’ın bir kısmı Yeni Mahalle ilçesine bağlı iken bu ilçe sınırları içerisinde yetiştirilen bir kavundur. Peki “Yuva kavunu” ismi nereden çıkmış? Prof. Dr. Kurthan Fişek “Burası Ankara” isimli kitabında anlattığına göre çocukluğunda Bakanlıklar civarı tek katlı, iki katlı bahçeli evlerden oluşurmuş. O zamanlar at arabasıyla kavun gelir, mahallede hemen satılırmış. Kavun alanlar “dayı nereden getiriyorsun?” diye sorduklarında “Yuva köyünden” dermiş. İşte ismi oradan gelmektedir. Yoksa Yuva kavunu, Kazan kavunu, Ova kavunu diye ayrı ayrı kavun çeşitleri yoktur. Bu isimlerle adlandırılan kavunların hepsi aynı kavun çeşididir.
Çocukluğumda köyümüzde bol miktarda ekilirdi. Ekili olduğu alanlara çapalarken gölgesinde dinlenmek için “çerge” denilen seyyar gölgelikler yapılırdı. Güzünse kavunları hırsızlardan korumak için tarlalara “bosdan gümeleri” yapılırdı. Bostan bekçisi tutulur, satılana kadar gece gündüz içerisinde beklenirdi. Çünkü o zamanlar kovun çok değerli ve kıymetliydi. Yetiştirilmesine çok önem verilirdi. Ya şimdi?
O zamanlar kavun alıcıları köye gelir anlaşılırsa tarladaki kavunun tamamını alırdı. Anlaşamayan çiftçiler kavunlarını Çubuk ilçesine romörklerle götürür, gelen alıcılara toptan satarlardı. Babamın anlattığına göre daha önceleri at arabalarına yüklenen kavun Çubuğun köylerinde satılırmış. Çubuğun köylerinde kavun ekilmezmiş.
Bu konuda çok ama çok doluyum ve deneyim sahibiyim. Antalya’da yaptırdığım kabak aşısından, güneş yanığına, kavun sineğinden, toprağın çoraklaşmasına, antraknoz hastalığına, Hollandalı Enzazaden firmasının “Yakup bey” ismiyle patentini almasına, kavun hikayelerine, astardaki merteklere asılmasına, odaların hoş bir kokuyla dolmasına, kavun çalmalara, çocukluğumdan bugüne değin belleğimde yer eden anılarına kadar…
Kısmet olursa bir gün uzun uzun yazarım elbet…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!