BENİM ANGARAM

Reklam
Reklamı Gizle

Hemen hemen her gün internetten sahafları ve kitapçıları tararım. Ankara ile ilgili eski, yeni bir kitap bulduğumda, üçüne beşine bakmaz, bedeli her ne olursa olsun hemen sipariş verir, alırım. Togan yayınlarından çıkan, Nadiye Sarıtosun hocam tarafından kaleme alınan “BENİM ANGARAM” adlı kitaba böyle bir aramam sırasından rastladım. Hemen sipariş vererek aldım.

 

Hızla okumaya başladım. Değerli yazar Ankara’da geçen çocukluğunu, gençliğini, öğrencilik yıllarını, Ankara’da öğretmenlik yaptığı yılları bir Ankaralı olarak arı duru Türkçe ve akıcı bir üslupla anlatmış. Okurken hiç sıkılmadım. Çok kolay okunuyor. Kitap beni ensemden yakalayarak sürekli içine çekiyordu. Sürekli bir merak içerisinde bırakıyordu.

 

Yaşadığı mahallenin sokaklarını, evlerini, komşularını, Bağ evlerini, bağ evlerindeki yaşamı çok güzel betimlemeler yaparak anlatıyor. Anılarını bir roman tadında okuyucuya sunuyor. Hele arada bir Ankara ağzıyla yazdıkları kitaba ayrı bir özgünlük kazandırıyor.

 

Sanki o sokaklarda yeniden geziyor, çocukları, gençleri, kadınları, anneleri, babaları hatta hatta mahallenin delisini, evde kalmış kızlarını çok iyi tanıyordum. Dahası aşina olduğum Ankara kültürünü yeniden yaşıyor, unuttuğum ayrıntıları anımsıyordum.

 

Ramazanda sahurları, tekne oruçlarını, Entekke böreğini, Ayçöreğini, Budala kebabını ve unuttuğum birçok değerimizi yeniden anımsadım. Bazı unuttuğumuz yemekleri yeniden pişirdim. Ve çocuk oyunları…

 

Okurken bazen hüzünlendim, bazen kahkahalarla güldüm. Bir çiş olayını anlatması, aynı sözcüklere Azerbaycan Türklerinin yüklediği anlam ile bizim yüklediğimiz anlamlar farklı olunca ünlü gülmece yazarımız Aziz nesine nazire yaparcasına o kadar güzel anlatmış ki kahkahalarla gülmekten kendimi alamadım.

 

Ankara’da yaşanmışlığa, Kültüre dair daha pek çok şeyi bu kitapta bulacaksınız. Ben okurken büyük keyif aldım.

 

Cumhuriyetle birlikte gelen yapısal değişim, yoğun göç, yazılı ve görsel medya gibi birçok faktör Ankaralılarda da çok önemli bir değişime neden oldu. Bu çok doğal bir şeydi. Toplumlar sürekli gelişip değişiyorlardı. Bizden de çok şey alıp götürdü; ama bunun sonucu kültürel yozlaşma ve sığlaşma olmamalıydı.

 

Kitabı bitirdikten sonra arkama yaslandım, gözlerimi yumdum. Şunları düşündüm. O kadar köklü ve kadim bir kültüre sahibiz ki, bu kültürü gelecek kuşaklara aktarmalı ve “Ankara’nın kültürü mü var?” Diye soran kültür fukaralarına gerekli yanıtı vermeliydik. Sonra keşke Ankara bu kadar büyümeseydi 400-500 bin nüfuslu şirin bir kent olarak kalsaydı diye hayıflanmaktan kendimi alamadım.

 

Bu güzel kitabı yazıp bizlere ve gelecek kuşaklara armağan ettiğin için emeğine, yüreğine, belleğine sağlık değerli hocam. Ankaralılara ve Ankara’ya çok büyük hizmet ettiniz. Keşke herkes anılarını sizin gibi sade bir dille, abartıya kaçmadan yazabilse…

 

Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir