Köy odası oyunları
Köy odasında, Ferfene geceleri ve derneklerde ziyafet yanında, saz eşliğinde oyun oynanır, türkü söylenir, oyun çıkarılır, ortamı şenlendirmek ve heyecanı artırmak için bazı takım oyunları da oynanır. Bunlara Köy Odası Oyunları adı verilir.
Saz Eşliğinde Oyun Oynama-Türkü Söyleme
Ankara’nın hemen hemen her köyünde, her kasabasında ve her kazasında Ferfene toplantıları yapılırdı. Ferfene toplantılarında kullanılan esas müzik âleti saz, bağlamadır. Saz âlemlerinde divanlar, âşık ağızlarından başka, asıl yerli ezgi çeşitleri olarak misket, yandım şeker, şeker fındık, hüdayda, mor koyun, zabahi (sabahi), topal koşma gibi havalar çalınıp söylenir. Ferfene, yemekten sonra ağıtlar ve bozlaklarla sürdürülür, devamında birçok oyun sergilenir. Daha sonra sazlar ile Ankara oyun havaları çalınıp zeybek oynanır.[1] Toplantıya Ankara divanı ile başlanır. Sonra kırık havalar, bozlaklar başlar. Sesi güzel olanlar bildikleri yöre türkülerini söyler. Bağlama, tef, zilli maşa çalınır. Uzun havalar, bozlak ve oyun havaları olur. Atışmalar, maniler olur, bilmeceler sorulur, fıkralar anlatılırdı.[2]
Kazan ve köylerinde ise uygulama şu şekilde olurdu:
Belli zaman aralıklarıyla ortak köy odalarında toplanan delikanlılar, lüks lambaların ışığında bu tür eğlenceleri geç vakitlere kadar devam ettirirler. Bu eğlencelerde yemekten sonra bir saz eşliğinde Ankara oyun havaları çalınarak iki genç karşılıklı oynar, bazen de ikiden fazla delikanlı karşılıklı oynarlar.[3] Oynanan oyunlar da günümüzde oynanan ne düğü belli olmayan oyunlar gibi değil, seğmenlerin oyunlarına benzeyen başta Misket ve Fidayda(Hüdayda) olmak üzere, mor koyun, yıldız name, yandım şeker, halkalı şeker, dıv dıv gibi özgün Ankara oyunlarıdır. Oynanan oyunlarda kaşık ve zil kullanılmaz çıplak elle oyunlar icra edilir. Ankara oyunlarında parmak şaklatılmaz, ses çıkarılmaz. Oyuna ara verildiği zamanlarda da sesi güzel olanlar saz eşliğinde türkü söyleyerek, muhabbete farklı bir boyut katarlar.
Ferfene’yi ve dernekleri Delikanlı Başı yönetir, bütün emirleri Delikanlı Başı verir. Onun emirlerine kesin olarak uyma zorunluluğu vardır. Delikanlı Başı, oyuna ara vermek istediğinde veya eğlenceyi bitirmek istediğinde sazı susturur.[4] Saz başlayınca söz kesilir, söz başlayınca saz kesilir. Ferfenenin adabı“Biliyorsan konuş, bilmiyorsan sukut et.”tir.
Eğlenceyi coşkulu hale getirmek için oynayan gençler çeşitli naralar atar. En çok tekrarlanan, “Yaşa muhabbet yaşa! Ha aslanlarım ha! Hadi koçlar! Hele koçlara! Heeeeyt!” gibi tekerlemeleridir.[5]
Tiyatral Oyun Çıkarma
Ferfenelerde sazlı sözlü oyunlardan sonra seyirlik oyunlar da olur. Bu oyunlar; Arap oyunu, deveci oyunu, kazan karası, fincan oyunu, evci oyunu, sınır taşı oyunu, yoğurt yeme, daldırma oyunu (gözler bağlı karşısındakine yemek yedirme) ve benzeri birçok seyirlik oyundur. Kaşık, bardak, fincan ile oyunlar oynanarak eğlenilir.[6]
Kazan ve köylerinde oynanan oyunları Ali Rıza Balaman şu şekilde anlatır:
“Sazlar susturulunca bu kez de delikanlılar kendi aralarında “tiyatral oyun çıkarırlar”. Bu oyunlar can yakıcı, sert hareketlerle yapılan bir takım gösterilerdir. Can yakma hadisesi bir eziyet şekline dönüşmesine rağmen, buna katlanmak oyunun kuralları gereğidir. Örneğin iri-kıyım bir delikanlı kapıdan girer, Delikanlı Başı’na yaklaşır,
-Muhtar, senin köyüne cami gerekmiş, ben cami ustasıyım, istersen yapayım, der. Muhtar rolündeki Delikanlı Başı da:
–He ya… iyi bildin! Ben de bir usta arıyordum, der.
Bunun üzerine usta rolündeki delikanlı, odada hazır olanlar arasından 4-5 kişiyi seçer. Seçilenler oyuna katılmak zorundadır. Bu bazen “yaban” dan bir konuk da olabilir. Temel taşı olacaklar diye seçilen bu beş delikanlıyı taş yontma numaralarıyla iyice döver. Bazen, usta elindeki sopayı o kadar hızlı indirir ki, seyirci sopayı sırtında hisseder. Delikanlılar kahkahadan kırılırlar: “Amma da dayandı ha…” sözleri tekrarlanır, durur. Buna çok yakın başka türlü oyunlar da çıkarılır. Gece yarısından sonra dernek dağılır.”[7]
Eğlenceli Takım Oyunları
Bu yazımızda Kazan ve köylerinde ki köy odalarında oynanan iki takım oyundan bahsedeceğiz. İleriki zamanlara bunların sayısı artırılabilir.
Jandarma-Hâkim-Hırsız Oyunu
En az dört kişi tarafından oynanan bir oyundur. Bunun için delikanlı başı tarafından 4-6 delikanlı seçilir. Herkes görevi kabul etmek zorundadır. Bu oyun için içi dolu bir kibrit, birde büyükçe bir havluya[8] ihtiyaç vardır.
Oyunu oynayacaklar ortaları boş olacak şekilde odanın ortasında halka oluştururlar. Havlunun bir ucu topuz yapılır. Kibritin bir yüzüne Jandarma(J), bir yüzüne Hâkim(H), bir yüzüne 7J(Yedi Jandarma)[9], bir yüzüne de 7H(Yedi Hâkim) yazılır. Kibritin resimli yüzü hırsızı, resimsiz tarafı da boşu temsil eder. Delikanlı Başı oyuna nezaret eder.
Kibrit sırayla oyuncular tarafından ortaya yuvarlanır. J veya 7J getiren havluyu alır ve asayişi sağlayan Jandarma olur. Bir diğer oyuncuda H veya 7H getirince karar verici hâkim olur ve oyun resmen başlar. Bundan sonra hırsızlı tarafı getirene hâkim tarafından bir ceza verilir. Jandarmada bu cezayı infaz eder. Hırsız taraf gelince Jandarma Hâkim’e sorar;
-Yağlı mı yağsız mı? Hâkim de;
-Üç tane yağlı veya beş tane yağsız, şeklinde bir karar verir. Yağsızları jandarma normal bir şiddette, havlunun topuzunu hırsızın avuç içine vurarak infaz eder. Yağlılarda Jandarma havlunun topuzunu cezalının elini yakacak şekilde şiddetle vurur. Eli yanan oyuncu can acısından “Yandım anam!” diye bağırınca, seyirciler kahkahayı patlatır. Bu da oyunun eğlenceli tarafıdır.
Oyunda adalet duygularını geliştirici hareketlerde vardır. Hâkim hırsızın genel tavırlarına bakarak bazen “Af!” da diyebilir ve ceza vermez. Oyun Jandarma ve Hâkimler değişerek belli bir müddet devam eder. Bir süreden sonra Delikanlı Başı oyuna son verir.
Yüzük/Para Saklama Oyunu
Bu oyun en az dört kişi tarafından oynanır. İki kişi bir takım olur. Delikanlı başı tarafından dört delikanlı seçilir. Hakemliğini de Delikanlı Başı yapar. Bu oyun için üç havluya[10], bir de yüzük veya metal paraya ihtiyaç vardır. Oyunu Delikanlı Başı idare eder. Bu oyunda kaybeden takıma bir ceza verilir. Köy bakkalından, bir kilo lokum, bir kilo bisküvi almak, iki kilo kuru incir almak, bir kilo leblebi bir kilo kuru üzüm almak, iki kilo kaymaklı bisküvi almak, annesine höşmerim ya da haside kardırmak gibi… Bu cezayı yerine getiremeyenler köydeki pınarlardan birisinin oluğuna basılarak ıslatılır. Islatılarak cezalandırılmak aşağılayıcı bir durumdur. Bazen de ortaya bir para konulur ve bu para kazanan takıma ödül olarak verilir.
Oyun şöyle oynanır:[11]
Üç havlu odanın ortasına serilir. Hangi takımın yüzüğü/parayı salkıyacağı ile ilgili yazı tura atılır. Kurayı kazanan yüzüğü ya da parayı havluların köşelerine saklama hakkını elde eder.
Parayı/yüzüğü saklayacak olan oyuncu avucunun içine parayı alıp, havluların köşesine paralı elini koyarak, diğer eliyle havlunun ucuyla paralı elini kapatır. Oyuncu bu sırada elindeki parayı havluların köşelerinden birisine saklamaya çalışır veya parayı elinde de saklayabilir. Saklama işi bitince diğer takımın üyeleri paranın yerini bulmamaya çalışırlar[12].
Her takımın her oyunun ilk iki elinde peş peşe kullanabileceği iki “El Suru[13]” hakkı vardır. Bu hakkını kullanırsa peş peşe iki köşeyi açar. Parayı bulursa saklama sırası bu takıma geçer. Para bulunamazsa köşelerin açılmasına devam edilir. Bu sırada amaç parayı bulmamaktır. İlk iki el açılıp da para bulunamazsa, saklayan takım bu açılan iki yere tekrar parayı saklar ve elini açar. Karşı takım son dört ele kadar parayı bulmamaya çalışır. Son dört köşe kalınca parayı arayan takım “Dördün Biri” hakkını kullanır. Parayı bulmak için bir köşeyi kaldırır. Parayı bulursa saklama sırasını alır. Bulamazsa son köşe açılıncaya kadar oyuna devam edilir. Para son köşede bulunursa arayan takıma 12 sayı yazılır ve saklama sırasını alır.
Parayı arayan takım “El Suru” veya “ Dördün Biri” hakkını kullanmadan parayı bulursa, açılmayan köşe sayısı kadar sayı, saklayan takımın lehine yazılır ve yine aynı takım parayı saklar.
Toplamda üç kez saklamadan sonra puanlar toplanır ve en çok puanı alan takım oyunu kazanır. Kaybeden takım da kendilerine kesilen cezayı yerine getirir. Eğer ödül konulmuşsa ödülü kazanan takım alır. Takım üyeleri, isterlerse yüzüğü sırayla saklayabilirler veya bu işe en iyi yapan oyuncuyu görevlendirebilirler.
Ferfene gecelerinde bunlara benzer bir çok teatral ya da takım oyunları oynanır. Bu oyunlar günümüzde basit ya da kaba gelebilir. Ancak oyunların özgünlüğünü bozmadan hareketler yumuşatılabilir ve bir ödül sistemi konabilir. Özellikle teatral oyunlar kapsamında kalemi kuvvetli hemşerilerimizce topluma ders verici köylerdeki geleneksel faaliyetleri konu alan kısa oyunlar yazılarak, bu oyunlar oynanabilir.
Kaynağını Ahi kültüründen alan, geçmişte Murtazaabad/Kazan’nın köy odalarında yaygın olarak yapılan, Ferfere geceleri ve bu gecelerde icra edilen yemek, sazlı sözlü eğlence, teatral oyunlar ve takım oyunları aslına uygun olarak yeniden canlandırılmalı ve gelecek kuşaklara aktarılmalıdır.
Selam ve dua ile…
NOT: Bildiğiniz başka Köy Odası Oyunu varsa, yorumlar bölümüne yazabilirsiniz.
[1]Hatice Kübra UYGUR, Ankara Ferfene Günlerinin Toplumsal Cinsiyet Bağlamında İşlevsel Olarak Değerlendirilmesi, Millî Folklor Dergisi, 2019, Yıl 31, Sayı 123, sf. 178-191
[2] Filiz METE, Ümmügülsüm CANDEĞER, Tuğba KOCA, Somut Olmayan Kültürel Miras: Ferfene (Ankara Örneği), Millî Folklor Dergisi, 2017, Yıl 29, Sayı 114, sf. 100-111
[3] Ali Rıza Balaman, Örencik Köyü Delikanlı Örgütü, Ankara, 1973
[4] Ali Rıza Balaman, a.g.e.
[5] Ali Rıza Balaman, a.g.e.
[6]Filiz METE, Ümmügülsüm CANDEĞER, Tuğba KOCA, Adı geçen makale, sf. 100-111
[7]Ali Rıza Balaman, a.g.e.
[8] İnce bir ağaç sopa da olabilir.
[9] 7J, yedi tane jandarma demektir. Bu unvanı alan yedi defa jandarma veya 7J gelmeden bu unvanını bırakmaz. 7H’ de böyledir.
[10] Çorap, takke, yastık, minder de olur. En az 12 saklama yeri olmalıdır.
[11] Nuh oğlu, 1951 Ahi Köyü doğumlu, Sami Yüksek’ten alınan sözlü bilgi
[12] Parayı bulmak isteyen takımın üyeleri iki elinin parmakları birbirine geçecek şekilde ellerini birbirine vururlar. Eğer bu sırada parmaklardan birisi takılırsa paranın burada olduğuna kanaat getirilir ve o havlunun köşesi açılır.
[13] Bir nevi iskambil oyunundaki koz gibi…
Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir.

