Bir gelenek, idari bir kararla ortadan kalkar mı?

Reklam
Reklamı Gizle

Kahramankazan’da cenaze yemeği geleneğinin kaldırılmasına yönelik alınan “tavsiye kararı”, aslında sadece yerel bir uygulamayı değil, toplumun gelenekle kurduğu ilişkiyi de yeniden tartışmaya açtı.

Bu karar; Kaymakam Mustafa Yılmaz’ın başkanlığında, ilçe yöneticileri ve muhtarların katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, Muhtarlar Derneği Başkanı Atankey Kubat’ın önerisiyle gündeme geldi ve şekillendi.

Ben de bu kararı haberleştirdikten sonra hem sosyal medyada hem de Kahramankazan’ın birbirinden kıymetli akademisyenleri ve bürokratlarından oluşan derneğin WhatsApp grubunda paylaştım.

İlginç olan şu ki; sosyal medya paylaşımlarının altına yapılan yorumlarda karar büyük ölçüde olumlu bulunup destek görürken, söz konusu WhatsApp grubunda daha çok eleştirel ve sorgulayıcı bir yaklaşımın öne çıkması dikkat çekti.

Sosyal medyada bir yanda daha tekdüze ve sıradan yorumlar yapılırken, diğer yanda hem karşı çıkanların hem de destekleyenlerin görüşlerini bilimsel ve entelektüel bir çerçevede gerekçelendirdiği daha derinlikli değerlendirmeler öne çıktı.

Bu durum bile tek başına meselenin ne kadar çok boyutlu olduğunu ortaya koyuyor.

Ben de bu değerli görüşlerden istifade ederek konuyu genel bir perspektifte analiz etmeye çalıştım.

Öncelikle şu soruya net bir cevap vermek gerekiyor: Bir gelenek, idari bir kararla ortadan kalkar mı?
El cevap: Hayır. Gelenekler, hukuki metinlerle değil, toplumsal kabulle yaşar ya da zamanla etkisini yitirir. Nitekim yorumların önemli bir kısmı da bu noktada birleşiyor. “Bir idari kararla töre kalkmaz” diyenler, aslında toplumun kendi dinamiklerine vurgu yapıyor.

Eğer bir uygulama artık karşılık bulmuyorsa, zaten kendiliğinden terk edilir; buluyorsa da yasaklarla değil, değişerek, dönüşerek varlığını sürdürür.

Diğer yandan, kararın dayandığı gerekçeleri de göz ardı etmemek lazım.

Cenaze sahiplerinin çok kısa sürede hem manevi hem de maddi olarak büyük bir yükün altına girdiği açık. Sadece kıymalı pide ikram edildiğinde bile 300 kişilik bir yemek organizasyonunun 90 bin lirayı bulduğu, hatta bazı örneklerde 100 bin liranın üzerine çıktığı ifade ediliyor. Bu, özellikle dar gelirli aileler için ciddi bir külfet. Bu açıdan bakıldığında, alınan kararın insani ve ekonomik bir hassasiyet taşıdığı söylenebilir.

Ancak tartışmanın düğümlendiği yer tam da burası:
Bu yük gerçekten bir “zorunluluk” mu, yoksa “gönüllü bir gelenek” mi?

Bir kesim, cenaze yemeğini bir külfet olarak değil, toplumsal dayanışmanın bir parçası olarak görüyor. “Misafiri aç göndermemek” gibi köklü bir anlayış, sadece bir ikram meselesi değil; aynı zamanda bir kültür meselesi.

Türkistan’dan bu yana süregelen bu uygulama, birçok kişi için kimlik ve aidiyetin bir parçası haline gelmiştir. Hatta bazı vatandaşların “ölümlük dirmlik” adı altında bu günler için birikim yapması, geleneğin ne kadar içselleştirildiğini de bize gösteriyor.

Kararı eleştirenlerin bir diğer önemli gerekçesi ise özellikle köylerdeki derneklerin rolleri.

Cenaze sürecindeki yemek organizasyonunun köy dernekleri tarafından üstlenildiği, hazırlık, servis ve organizasyon işlerinin büyük ölçüde bu dernekler tarafından gönüllü olarak yürütüldüğü ifade ediliyor. Bu sayede cenaze sahibinin yükünün ciddi anlamda hafiflediği, dolayısıyla uygulamanın sanıldığı kadar zorlayıcı olmadığı dile getiriliyor.

Bir başka dikkat çekici boyut ise dini perspektif.

İslam’da cenaze sahibinin yemek vermesinin hoş karşılanmadığı, asıl olanın komşuların cenaze evine yemek götürmesi olduğu yönündeki görüşler de tartışmada yer buluyor. Bu da aslında mevcut uygulamanın “Dini bir zorunluluk” değil, daha çok “Kültürel bir alışkanlık” olduğunu ortaya koyuyor.

Öte yandan, çözüm önerileri de dikkat çekici.

Bazı görüşler, belediyelerin bu süreci organize ederek cenaze sahiplerinin yükünü hafifletebileceğini savunurken; bazıları ise kamu kaynaklarının bu tür özel alanlara tahsis edilmesine karşı çıkıyor. Bu da meselenin sadece gelenek değil, aynı zamanda kamu yönetimi ve sosyal devlet anlayışı ile de ilgili olduğunu gösteriyor.

Şimdi gelelim o en çok merak edilen soruya.

Şu an için, edindiğim bilgilere göre cenazelerde yemek verilmemesi yönündeki karara uyuluyor. Ancak ilerleyen zamanda bir vatandaş çıkıp “Cenazemize katılan misafirlerimi aç göndermem” derse ne olacak? Ya da yaşlıların “ölümlük, dirimlik” diyerek biriktirdiği parayı muhtara, derneğe ya da yakınlarına emanet edip “Ben ölünce yemeğimi verin, masraflarımı da buradan karşılayın” şeklindeki vasiyetleri nasıl değerlendirilecek? Bu durumda “istisnalar kaideyi bozmaz” mı denilecek, yoksa vatandaş ile mülki idare karşı karşıya mı gelecek? Bunu da zaman gösterecek.

Kanaatimce tüm bu değerlendirmeler ışığında şu gerçek ortaya çıkıyor:
Cenaze yemeği meselesi, yasaklanacak ya da zorunlu kılınacak bir konu değil; toplumsal uzlaşıyla şekillenecek bir alandır.

Belki de en makul yaklaşım, bu uygulamayı tamamen kaldırmak ya da sürdürmek yerine, toplumsal baskıyı ve zorbalamayı ortadan kaldırmak olacaktır. Yani yemek vermek isteyenin özgürce verebildiği, vermek istemeyenin de herhangi bir toplumsal baskı hissetmediği bir denge…

Çünkü gelenekler, zorunluluk haline geldiğinde yük olur; ama gönüllülükle yaşatıldığında anlam kazanır.

Selam ve dua ile.

“Bir gelenek, idari bir kararla ortadan kalkar mı?” için 3 Yorum

  1. Cenaze evinde yemek yenmez cenaze evine yemek gider düstur bu dini akayt bu ama bir de ortada bir gerçek var tamam cenazeye şimdi eskisi gibi değil binlerce insan geliyor genelde de öğle namazına müteakip oluyor cenazeler uzaktan gelenler var bunlara bir ikram yapılması gerekmez mi cenaze yemeğini kaldırdık demekle bu iş olmuyor ki ortada bir gerçek var bu Kızılcahamam Çamlıdere Gerede bu ilçelerin köylerinde bu gayet güzel köy dernekleri faaliyetleri yürütüyor bizim ovamızda da bu niye mümkün olmasın ki köy dernekleri tam faaliyete geçirilsin gelene bir ikramda bulunursun şimdi cenazeyemeğini kaldırdık demekle bu iş olmuyor.

  2. Öncelikle çok güzel bir konuya değinilmiş ve bu karar ile yemek kaldırılması çok doğru bir karar olmuş ama durumu müsait olanlar tabiki evinin önünde cenaze çadırında ikramda bulunabilir 7 si 40 ı diye tabir edilen günlerde mevlüt okutup yemek verilebilir ama cenaze sahiplerinin açısının çok taze olduğu o günde yemek derdine düşmek misafir ağırlamak ile uğraşmak tabi istisnalar hariç akraba eş dost üstlenen cenazelerde var ama çoğunda ailenin içinde oluyor bu işler zorlayıcı olabiliyor artık öyle bir safhaya geldi ki bazı cenazelerde utanarak söylüyorum, konuşmalara denk geldim köy konağında pide mi var kavurma mı sorusu ona göre gidelim sorusu böyle şeyler duydukça bu kararın ne kadar anlamlı ve yerinde olduğunu birkez daha onayladım o yüzden yemek vermek isteyen yine cenazesi için mevlüdünü yapar durumu müsaitse deve keser…

  3. Çok güzel ve yerinde bir karar oldu. Allah bu karara ön ayak olanlardan binlerce kez razı olsun. Hem maddi hem de manevi yönden çok iyi oldu. En azından daha önceden olduğu gibi cenaze evine yemek yemek için değil yemek götürülür anlayışı yeniden zihinlerde uyanmış oldu. Bundan sonra artık cenaze gömüldükten sonra acaba bu gün menüde pide mi var yoksa kavurma mı var zihniyeti inşallah geçmişin tozlu ve küflü rafında yerini bulur ve bir daha çıkmaz nokta.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir