BİR AHİLİK KURUMU OLAN KÖY ODALARI

Reklam
Reklamı Gizle

Köylere televizyon girinceye kadar, yani 1970’li yıllara kadar her köyün asgari bir köy odası bulunur ve köylüler burada sosyalleşirdi. Köylerde ihtiyaca göre birden çok köy odası da vardı. Her köy odasının, gelen yolcuların atları ve katırları için bir de ahırı bulunurdu. Televizyonla birlikte herkes evine çekildi ve ne yazık ki köy odları birer birer kapandı. Kapanıncaya kadar köy odaları, bir sohbet yeri, bir toplantı yeri, bir eğlence yeri, bir eğitim yeri, bir jandarma karakolu ve mahkeme olarak görev yapardı. Köy odalarının işletilmesini, muhtar, ihtiyar heyeti, delikanlıbaşı, köy hocası ve bekçi ile birlikte düşünmek gerekir.

Her köy odasının bir bakıcısı ve odayı işleten bir köylü vardı. Köy odası, köyün ileri gelenlerinden olan  köylü[1] adına işletilirdi. Odanın döşenmesi, ısıtılması ve temizliği işleten kişi adına bakıcı tarafından yerine getirilirdi. Gelen misafirlerin iaşesi oda sahibi veya gönüllü köylülerce karşılanırdı. Misafirlerin hayvanlarının saman ihtiyacı da oda sahibi tarafından sağlanırdı. Eğer odanın demirbaş yatak ve yorganı yoksa, yolcuların yatak ihtiyacı da gönüllü köylülerce karşılanırdı. Gelen misafirler akşam namazına camiye gelirler, namazı müteakip gönüllü köyüler bu misafirleri alırlar, ya evlerine götürürler ya da köy odasına yemek götürerek onların iaşelerini sağlarlardı.

1950’li yıllarda Ahi Köyü’nün nüfusu 527 iken köyde altı tane köy odası bulunuyordu.[2] Ahi Köyü, Kızılcahamam köyleri ile Ankara patika yolu üzerinde bulunduğundan, Kızılcahamam’ın köylüleri bu yolu kullanarak, at ve katırlarla Ankara’ya özellikle kereste ve diğer malları götürüyorlar, Ahi Köyü’nde de konaklıyorlardı. Bu nedenlerle köyde altı tane köy odası bulunmaktaydı.

1970’li yıllardan önce Kazan’ın hemen hemen her köyünde birden çok köy odasının olduğu yaşlılarca anlatılmaktadır. Nitekim Burhanettin Baykurt’da Akıncı Ovası Tarihi ve Kültürü adlı kitabında, Emirgazi köyünde 1934 yılından önce on kadar köy odası olduğunu belirtmektedir.”[3]

Numan Göktaş Murtaza-abad’dan Kazan’a adlı kitabında köy odalarının fonksiyonlarını çok güzel bir şekilde özetlemiştir.

“Köy odaları genellikle bağ-bahçe, tarla işlerinin olmadığı kış aylarında kullanılırdı. Gündüz yaşlılar, akşam gençler toplanır, sohbetler edilir. Ferfene denilen bir tür yemekli ve müzikli toplantılar tertip edilir. Burada yemekler yenir, folklorik oyunlar oynanır. Ayrıca yüzük oyunu oynanır ve pişmaniye çekilirdi.

Eskiden köy odalarının hususiyeti daha bir fazla idi. Yaşlılar ve gençler asla birlikte toplanmazlardı. Gençlerle yaşlıların oturmaları, sohbetleri, hatta odaları ayrı ayrı idi. Bu davranış türü terbiye, nezaket ve saygı icabıydı. Küçük büyüğün yanında sigara içmez, ayak ayak üstüne atıp oturmaz, lafa karışmaz, müsaade istemeden kalkamazdı.

Gençler, yaşlıların akşam odayı terk etmesini müteakip toplanırlar, sabah ezanından evvel de odadan ayrılırlardı. Buna bilhassa dikkat edilirdi. Çünkü yaşlıların sabah namazı için camiye gelmelerinden önce odadan ayrılmak bir saygı unsuru olarak görülürdü.

Köy odalarının kendine has bir oturma düzeni vardır. Önde ocak başında veya soba yanında yaşlılar oturur, yaşça daha küçük olanlar arka sıralarda yer alırdı. Gençlerden birisi odaya girmek istediğinde odanın ayaklık denilen girişinde içeri çağrılana kadar beklerdi. Yaşlı biri konuşurken diğerleri saygı ve dikkatle onu dinlerlerdi.”[4]

Köy odalarının kendine özgü bir selamlama şekli de vardı. Köy odasına yeni gelen birisi sağ elini kalbinin üzerine koyarak “Cümleten Selamün Aleyküm” diyerek meclisi selamlar ve yaşına uygun olan ve kendisine gösterilen yere otururdu. Odada bulunanlar da sağ ellerini kalplerinin üzerine koyarak, sırayla;

-“Maraba(merhaba) …. Ağa” der. Oda onlara karşı aynı hareketi yaparak;

-“Merhaba” der ve onun selamını alırdı.

Ahi Köyü Köy Konağı

Köy Odasına Çağırma

Eskiden Jandarma karakolları az ve uzak olduğundan ve ulaşım  da yetersiz olduğundan köylere sık sık jandarma devriyesi gelmez, köylüler de karakola önemli bir asayiş olayı olmadan gitmezdi. Diğer taraftan her köy bir kapalı toplumdu. Her olayı dışarı bildirmez, sorunlarını kendi içlerinde çözmeye çalışırdı.  “Kol kırılır, yen içinde kalır.” düsturu uygulanırdı.

Yukarda ki nedenlerle, özellikle mala zarar verme, basit hırsızlık, sövme ve hakaret, tehdit, kavga, basit yaralama, gayri menkul tecavüzleri gibi basit suçlar işlendiğinde karakola bildirilmez, İhtiyar Heyetine(muhtar ve azalar) bildirilirdi. Heyet, mağdur, suçlu(fail) ve şahitleri Köy Odasına (Köy Bekçisi vasıtasıyla) çağırır. Çağrılanlar gelmek zorundadır yoksa zorla getirtilirler. Bu konuda köyün Delikanlı Teşkilatına üye gençler muhtarın emrindedir.[5] Muhtar’ın başkanlığında heyet, mağduru, şahitleri ve faili dinler. Orada kararını verir ve cezasını keser. Suçun nevine göre özür dileme, para cezası, malın iadesi, işgal edilen gayri menkulün terk edilmesi, dayak atılması(falaka) gibi cezaları verir ve hemen uygulardı. Böylece köyde asayiş hemen sağlanmış olurdu.

Köy Konakları

Zaman içerisinde işlevini yitiren köy odalarının ve delikanlı örgütlerinin yerini köy konakları almaya başlamıştır. Bu amaca yönelik olarak genellikle iki katlı inşa edilen köy konakları, kına gecesi, nişan, düğün, cenaze, hac uğurlama ve mevlit gibi sosyal hayatta önemli yeri olan bir çok faaliyetin   gerçekleştirildiği yerlerdir.[6] Günümüzde her köyün bir köy derneği  bulunmaktadır ve köy konakları bu köy dernekleri tarafından işletilmektedir.

Köy konağı köylerdeki sosyal hayatın canlanmasına önemli katkılar sağlamıştır. İçerisinde yemekhane, kütüphane, mutfak, dernek odası, abdesthane, mescit, çay ocağı ve tuvaletler bulunmaktadır. Yukarıda bahsedilen merasimlere iştirak etmek için uzaktan yakından gelen misafirler burada ağırlanmaktadır.[7] Ancak köy odalarındaki sıcaklık ve samimiyetin, köy konaklarında da olduğunu söylemek mümkün değildir.

Ahi Zaviye ve Yaren Odaları’nın Köy Odaları ile İlişkisi

Bir Ahilik uzmanı olan Neşet Çağatay ahilerin kurduğu zaviyelerin bir toplantı odası, konuk evi ve köy odası olduğunu belirtir.  “Ahilik örgütü; sadece şehirlerde kalmayıp, şehirlerden köylere ülkenin en ücra köşelerine, dağ başlarına kadar yayılan bir zaviye yani toplantı ve konukevleri ile köy odaları örgütü kurmuştur ki Orta Asya’dan Anadolu’nun en uzak köşelerine dek yüzyıllar boyu süren Türk göçü ile gelenlere İbn-i Batuta’nın yazdığı gibi her türlü konuğa sıkıntılı günlerinde kucak açan bu konuk evlerinin, yolların güvensiz, taşıma araçlarının ilkel, han ve başka konaklama yerlerinin nadir bulunduğu bir devirde ne büyük bir sosyal fonksiyon yerine getirdiklerini söylemeye gerek yoktur.”[8]

Ahiliğin Anadolu köylerinde uzantısı yaren(yaran) odalarıdır. Köylerde bu yardım ve konaklama işi “köy yaren odaları ve köy konuk odaları” işbirliği ile yapılıyordu.[9]

Bu odaların Ahi mahfilleriyle ilginç benzerlikleri vardı. Mesela bu odalarda “oturma, konuşma, terbiye ve nezaketin korunması, Ahi zaviyelerinde olduğu gibi yaren başı ve onun yardımcısınca sağlanıyordu.”[10]

Köy odalarının esinlendiği, onların atası olan ahi zaviyeleri, ahilerin hem kendilerinin hem de gelip giden yolcuların/misafirlerin yemek yediği, eğlendiği ve dinlendiği(misafirler ve bekar erkekler)yerlerdi. Ayrıca ahi zaviyeleri, kötü hava şartlarında yolcular ve kervanlar için bir sığınak yeriydi. Adeta günümüzde karayolları üzerinde bulunan Dinlenme Tesislerinin gördüğü işlevi  görüyordu.

Murtazaabad/Kahramankazan  köy odalarında 1980’li yıllara kadar devam eden “ferfene” bir Ahi geleneğidir. Ferfene, hem köy Delikanlı Teşkilatı, hem de Yaren geleneği ile ilgilidir. Bu gelenek, İbn-i Batuta’nın da dediği gibi[11] Ahilerin XIII. ve XIV. yüzyıllardan beri tekke ve zaviyelerinde hemen hemen her akşam yaptıkları eğlentilerden birisidir. Yemek yeme, türkü söyleme ve oyun oynamayı kapsayan bu eğlentiler, hem birlik ve beraberliği, hem de akşama kadar çalışan Ahi gençlerinin eğlenmesini, dinlenmesini ve morallerinin yüksek olmasını sağlıyordu.

Köy odalarının bir jandarma karakolu ve bir mahkeme gibi görev yapması da yaren odaları ve ahi zaviyeleri ile bire bir benzeşmektedir. Prof. Köksal, “Hatta ihtiyaç hasıl oldukça bu (yaren)odaların birer mahkeme gibi çalıştığı da vakidir.”[12] diyerek bunu ortaya koymuştur. Ahi zaviyelerinde suç işleyen esnaf yolsuz ilan edilir, onunla kimse konuşmaz  ve çeşitli cezalarla cezalandırılırdı.[13]

Görüleceği üzere yaren odaları ahi zaviyelerini, köy odaları da yaren odalarını örnek alarak her köyde oluşturulmuştur. Köy odalarının çalışma düzeni, oturma düzeni ve fonksiyonları tamamen yaren odaları ve ahi zaviyelerine benzemektedir. Delikanlı teşkilatınca yapılan ferfeneler de ahi zaviyelerinden köylere aktarılan geleneklerdendir.

Köy odalarını tekrar canlandırmamız artık mümkün gözükmemektedir. Ancak onların yerini alan köy konaklarının fonksiyonları arasına bazı adetlerimizi dahil  ederek yaşatabiliriz. Bu kapsamda;

-Köy konaklarının içerisine veya yanına, köydeki törenlerin dışında köy halkının oturup sohbet edebileceği, çay içebileceği,  eski köy odalarında olduğu gibi döşenen, sedirli odalar yapılmalı,

-Bu odalarda ferfene geleneğinin yaşatılması teşvik edilmeli,

-Her köy konağı önünde veya köyün uygun bir yerinde bir sinsin oynama yeri tahsis edilerek, en azından kına gecelerinde sinsin oyununun oynanması sağlamalı ve gelecek kuşaklara aktarılmalı,

-Köy konaklarının kadın ve erkek salonlarında geleneksel nişan, kına gecesi ve düğün eğlenceleri yapılarak, bu gelenekler devam ettirilmeli,

-Geleneksel düğün ve sinsin oyununun olmazsa olmazı olan beyaz şalvarlı davulcu geleneğini yaşatmak için geleneksel düğünlere ve kına gecelerine beyaz şalvarlı davulcular kiralanmalı,

Selam ve dua ile…

 

[1] Bu kişi, genellikle köyün ağalarından birisidir.

[2] Çoluk çocuk, kadın erkek 87 kişiye bir köy odası düşmektedir.

[3]Burhanettin Baykurt, Ankara Akıncı Ovası Tarihi ve Kültürü, Ankara, 2003.s.110

[4] Numan Göktaş, Murtazaabad’dan Kazan’a, Kazan Belediyesi yayını, Ankara, 2003

[5] O zamanlar  her köyün Delikanlı Teşkilatı vardır.

[6]Numan Göktaş, a.g.e.

[7] Numan Göktaş, a.g.e.

[8] Neşet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik,s.101

  Burhanettin Baykurt, Ankara Akıncı Ovası Tarihi ve Kültürü, Ankara, 2003

[9] Neşet Çağatay,Ahilik Nedir?,TTK yayınları, Ankara, 1987, s.15

  1. Fatih. Köksal, Prof. Dr., Ahi Evran ve Ahilik,Kırşehir, 2011

3Neşet Çağatay,Ahilik Nedir?,TTK yayınları, Ankara, 1987, s.15

[11]Fas’lı seyyah İbn-i Batuta, 1325-1354 yılları arasında yaptığı seyahatlerde Anadolu’ya da uğramış ve yazdığı seyahatnamesinde Ahileri anlatırken”…Bir yabancı ve misafir olmasa bile yemek zamanında hepsi bir araya gelip beraber yerler, türkü söylerler, raks ederler.” demektedir.

[12] M. Fatih. Köksal, Prof. Dr., Ahi Evran ve Ahilik,Kırşehir, 2011

[13] M. Fatih. Köksal, Prof. Dr., a.g.e.

 

Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir. 

“BİR AHİLİK KURUMU OLAN KÖY ODALARI” için 2 Yorum

  1. Her defasında geçmişimizin güzel gelenek ve göreneklerimizi bizlere hatırlatıyor, yazılarınla bizi Anadolu’nun kadim gelenekleri ile buluşturuyor.
    Ayrıca geç işteki güzellikleri günümüzde yaşatmamızın anahtarını da sunuyorsunuz. Teşekkür ediyorum.

  2. Yazınızı dikkatlice okudum. Tekrar tekrar yeniden okudum. Gelenek ve göreneklerimizi o kadar güzel kaleme almışsınız ki insan ister istemez o günlere geri dönmeyi arzuluyor. Aynı zamanda unutulan bu güzel hasletlerin yeniden canlanması için sundugunuz çözümler de çok güzel. Umarım köylerimiz bu uyarı niteliğindeki yazınızı dikkate alırlar da bir an önce harekete geçerler. Selam ve dua ile Allah’a emanet olun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir