AHİLER VE AHİLİK

Reklam
Reklamı Gizle

TDK sözlüğüne göre ahi kelimesi Arapça kökenli olup, kardeş, arkadaş, dost manasına gelmektedir. Türkçede ise yiğit, cömert, eli açık anlamına gelen akı sözcüğünden gelmektedir. Tanımından da anlaşılacağı üzere, Ahiler cömert ve dost canlısı insanlardır. Ahilerde, kardeşlik, arkadaşlık ve dostluk duygusu daima ön plandadır. Sofraları zengindir. Fakir fukaraya yardım etmeyi severler.

Ahi’nin üç şeyi açık olmalı;

– Eli açık, yani cömert olmalı,

– Kapısı açık, yani misafirperver olmalı,

– Sofrası açık, yani aç geleni tok göndermeli, açı doyurmalı.

Ahi’nin üç şeyi de kapalı olmalı;

– Gözü kapalı olmalı, yani kimseye kötü nazarla bakmamalı, kimsenin ayıbını görmemeli, haramda gözü olmamalı

– Dili bağlı olmalı, yani kimseye kötü ve yalan söz söylememeli, gıybet etmemeli(H.Y.),

– Beli bağlı olmalı, yani kimsenin namusuna ve şerefine göz dikmemeli,[1] harama uçkur çözmemeli(H.Y.).

Anadolu’da XIII. yüzyılda Türkler tarafından kurulmuş olan Ahilik, iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısaca bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo- ekonomik düzendir. Esnaf ve sanatkarların mesleki ve ahlaki yönden yetişmesini sağlayan, çalışma hayatını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir esnaf örgütlenmesidir. Ahilik, bir yönü ile meslek ve esnaf ahlakı ile meslek ilkelerini çırak, kalfa ve usta süreci içerisinde veren bir esnaf ve sanatkar örgütlenmesidir.

Diğer taraftan Ahîlik, temelde Kurân’a ve Hz. Peygamber(s.a.v.)’in sünnetine dayandırılan prensipleriyle, İslâmî anlayışa doğrudan bağlı olan, sosyal ve ticarî hayatı esas alan tasavvufî bir kuruluştur.[2] Dolayısıyla Ahilik’in dini ve tasavvufi yönü de bulunmaktadır.

  1. Alâeddin Keykubad zamanında Anadolu’da Ahî teşkilâtının kuruluşu tamamlanmıştır. Kırşehir’de yerleşen büyük Türk düşünürü, Ahi Evran (Ölümü 1280) Horasan, Harezm ve Türkistan’dan gelen Türk sanatkarlarını, bir ahlak ve sanat bileşeni olan Ahi kuruluşu içinde örgütlendirdi.[3]
  2. Alâeddin Keykubad’ın büyük destek ve yardımıyla, bir taraftan İslâmî-tasavvufî düşünceye ve fütüvvet ilkelerine bağlı kalarak tekke ve zaviyelerde şeyh-mürid ilişkilerini, diğer taraftan iş yerlerinde usta, kalfa, çırak münasebetlerini, buna bağlı olarak iktisadî hayatı düzenleyen Ahîliğin Anadolu’da kurulup gelişmesinde Ahî Evran’ın büyük rolü olmuştur. [4]

Ahiler, Ankara’ya XII. yüzyılda, Anadolu Selçuklu sultanı II. Kılıçaslan zamanında   gelmişler ve yerleşmişlerdir. Ahiliğin kurucusu Ahi Evran Kırşehir’de defnedildiği için Ahiliğin merkezi Kırşehir olarak bilinmektedir. Oysa gerçek durum öyle değildir. Ahiler, en çok ve en uzun süre Ankara’da etkili olmuşlardır. Hatta bir dönem(1290-1354) Ankara’yı Cumhuriyete benzer bir idare ile yönetmişlerdir. Bu nedenle Ahiler için Ankara, Ankaralılar için Ahiler çok önemlidir.

Bütün prensiplerini dinin asıl kaynağından(Kuran) alan Ahiliğin nizamnamelerine “fütüvvetname”  adı verilir. Ahiliğin esasları, ahlaki ve ticari kaideleri bu kitaplarda yazılıdır.[5] Bir yerde bu  fütüvvetnameler Ahiliğin Anayasası sayılır.

Ahilik örgütü, ahlak kurallarını daha önce hemen bütün İslam ülkelerinde bilinen ve beğenilen “Fütüvvetname”lerden aldı. Bu fütüvvetnameler iyi ve mükemmel insan olma kurallarını kapsayan eserlerdi. Fütüvvet kelimesi  Arapça olup, eli açık, yiğit, gözü pek, başkasına yardım eden, olgun kişi anlamına gelmektedir.

İslâm’ın ilk asrından itibaren görülmeye başlayan fütüvvet teşekkülleri içinde zamanla esnaf birlikleri ortaya çıkmıştır. Civanmert, ayâr (ayyârân, yaran, yaren), fetâ (fityan) gibi isimlerle anılan ve “Horasan Melâmetliği” esaslarıyla desteklenen bu fütüvvet ülküsü, İslâm’ın yayılmasına paralel olarak da Suriye, Irak, Anadolu, İran, Türkistan, Semerkant, Endülüs, Kuzey Afrika ve Mısır’da esnaf ve sanatkârlar arasında çok sayıda taraftar bulur.[6]

Anadolu’da  Ahilik; sadece şehirlerde kalmayıp, şehirlerden köylere ülkenin en ücra köşelerine, dağ başlarına kadar yayılan bir zaviye, yani toplantı ve konuk evleri ile köy odaları örgütü kurmuştur.[7] Türkler, İslâmiyet’i kabul ederek ve Anadolu’ya yerleşerek fütüvvet ülküsünü rehber edinerek, kendilerine has yiğitlik, cömertlik ve kahramanlık vasıflarıyla da bu ülküyü süslemişlerdir.[8]

Ahilik yalnız şehirlerdeki zengin kesime has bir teşkilat, mesleki zümrelere ait teşekküller değildir. Bir çok Ahi reisinin köylerde yerleşmiş olduğu da dikkati çekmektedir.  Günümüzde de Anadolu’nun bir çok yerinde Ahi ismini taşıyan köy ve mahalle bulunmaktadır.[9]

Ankara’nın pek çok köyüne de bu Ahilerin isimleri verilmiştir. 1530 tarihli AnkaraTahrir Defterinde Ahilere ait bazı köy ve zaviye adları şunlardır: Çubuk’ta Ahi Kışlası Köyü, Murtaza-abad’da Ahi İsmail Köyü ve Ahi Mahmut Zaviyesi, Kasabada Ahi Mesud Köyü (Etimesgut’a adını veren Ahi), Ahi Mamak Köyü, Ahi Tura Mezrası gibi.[10]

Ahilerde Sosyal ve Dini Hayat

Ahiler, dini ve sosyal hayatlarını zaviyeler etrafında şekillendirmişlerdir. Hiçbir tarikata mensup olmayan Ahiler, gittikleri yerlerde önce bir zaviye açarak, burada ahlaki ve dini eğitim vermişler, hemen ardından bir mescit ve cami yaparak ibadetlerini buralarda yapmışlar, arkasından da bir medrese inşa ederek çocuk ve gençlere ilmi eğitim, okul eğitimi vermeye başlamışlardır. Ahilerin kültür ve medeniyet gelişimi bu üçlü sac ayağı(zaviye, cami, medrese) üzerinden olmuştur. Bu üç kurumun giderleri kurdukları vakıflar aracılığı ile karşılanmıştır. Ahiler bu amaçla bir çok tarla, bağ, bahçe, dükkan ve imalathaneyi vakıf olarak bağışlamışlardır.

Özellikle hem dini hem de mesleki özelliği olan Ahi Zaviyeleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde olduğu gibi Ankara’da da hızla yayıldı. Bu tekke ve zaviyelerin şehy, ulu ve müridleri mistik (toplumdan kopuk) ve tüfeyli (bedavacı) yaşayışı seçmediler. Tam tersine bir taraftan şeriatla tarikatı birleştirip İslam’ı ve Türk kültürünü yayarken, diğer taraftan tekke ve zaviyelerin etrafında yer alan arazileri ekip biçmeye, şenlendirmeye, geçitleri (derbent) ve askeri malzemeleri (ribat) koruyarak iç güvenliği sağlamışlar, öte yandan ise muharip bir güç gibi fütuhatlara katılarak Alp, Eren, Gazi, Abdalan-ı Rum, Baba gibi unvan ve sıfatlarını almışlardır.[11]

Tarikat, tekke ve zaviyelerin temel amacı; İslam’ı dosdoğru yaşamak ve yaşatmak, kamil insan, kamil Müslüman yetiştirerek, insanlara yardım ve ihsanda bulunmak, “ilimle hakikati, şeriatla tarikatı” birleştirmek gibi temel prensipleri gerçekleştirmek esası üzerine oturtturulmuştur.[12]

Zaviyelerin büyük bir kısmının etrafındaki arazilerde bizzat dervişler tarafından tahıl, sebze ve meyve yetiştirilir, civardaki meralarda sığır ve koyun-keçi sürüleri beslenir. Elde edilen gelirin bir kısmı zaviyelerin bakım ve tamirine, bir kısmı dervişlerin ve misafirlerin yiyip içmelerine harcanır, bir kısmı ile hizmetlilerin ücretleri ödenir, geriye kalanı ise vakfın evlatları arasında paylaştırılırdı.[13]

Ahilik, Prof. Aslan’ın da belirttiği gibi İslam’ın Anadolu’da kökleşmesine ve benimsediği tutumla Balkanları da içine alan geniş bir coğrafyaya yayılmasına katkılarda bulunmuştur. İbni Batuta’nın yerinde tespitleriyle Ahilik, zalime karşı mazlumlara koşulsuz destek vermesi, konukseverliği ile herkese kapısını açması, eli açıklığı ile gönüllere yer etmesi gibi müstesna bir yapıdır.[14]

Ahilik ilkeleri günümüze taşınarak mutlaka uygulanmalıdır. Prof Bilgili’nin de dediği gibi Ahilik düsturu, esnaf ve sanatkar etik ilkeleri, günümüz şartlarında çokça ihtiyaç duyduğumuz, bu gün her gün kötüye giden ticari ahlak anlayışımızın yeniden ahlak zeminine, mevcuda ve medeniyet  rayına oturtması için sağlam bir temel oluşturacağından bu ilkelerin benimsenmesi ve uygulanması kaçınılmaz  bir gerçeklik olacaktır.[15]

Ahlaki yapısı çok sağlam olan Ahilik teşkilatının, günümüzde Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu içerisinde yaşatılması esnaf ve sanatkar ahlakının gelişmesine, dolayısıyla üretimin artmasına katkı sağlayacaktır. Mevcut Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu’nun  yanına, tamamen Ahi ahlak ve kültürüne göre oluşturulan birde Ahi Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu kurularak iki federasyonun birbiri ile rekabet etmesinin sağlanmasının faydalı olacağı düşünülmektedir. Sendikalarda ve barolarda olduğu gibi…

Selam ve dua ile…[16]

Ahi Evran
Ahi’lerde Şed kuşanma töreni

[1] Neşet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olarak Ahilik, TTK Basımevi, Ankara, 1989

[2] Abdülkerim Erdoğan, Geçmişten Günümüze Kazan, Kazan Belediyesi yayını, Ankara, 2009

[3] Burhanettin Baykurt, Ankara Akıncı Ovası Tarihi ve Kültürü, Ankara,2003

[4] Abdülkerim Erdoğan, a.g.e.

[5] Abdülkerim Erdoğan, Ankara Ahileri ve Eserleri, ABB yayınları, Ankara, 2011

[6] Abdülkerim Erdoğan, a.g.e.

[7] Burhanettin Baykurt, Ankara Akıncı Ovası Tarihi ve Kültürü, Ankara,2003

[8] Abdülkerim Erdoğan, a.g.e.

[9] Burhanettin Baykurt, Ankara Akıncı Ovası Tarihi ve Kültürü, Ankara,2003

[10] Burhanettin Baykurt, a.g.e.

[11] Burhanettin Baykurt, a.g.e.

[12] Burhanettin Baykurt, a.g.e.

[13] Abdülkerim Erdoğan, Geçmişten Günümüze Kazan, Kazan Belediyesi yayını, Ankara, 2009

[14] İbrahim Aslan Prof. Dr., Ahilik Teşkilatı ve Ahlak Anlayışı, Ahilik ve Ankara, ABB yayını, Ankara, 2023

[15] Ali Sinan Bilgili Prof. Dr., Milli ve Manevi Değer Aktarımında Ahilik Düsturlarından Yararlanma, Ahilik ve Ankara, ABB yayını, Ankara, 2023

 

Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir