Kahramankazan’ın Tarihine Yolculuk: 563 Yıl Önce Kazan
Kahramankazan’ın Tarihine Yolculuk: 563 Yıl Önce Kazan
Sokaklarında yürüdüğümüz, havasını soluduğumuz bu toprakların 563 yıl önce nasıl göründüğünü hiç hayal ettiniz mi? Gelin, bugün sizi zaman tünelinden geçip tarihin tozlu sayfalarına, Kahramankazan’ın derin köklerine götüreyim…
Günümüzde Kahramankazan adıyla anılan bölge, bundan tam 563 yıl öncesinin Mürtedova Nahiyesiydi. Günümüze ulaşan en eski belgede, 1463 tarihli tahrir defterinde, Nahiye-i Mürtedova tabi-i Ankara şeklinde kaydedilmişti. Doğrudan Ankara’ya bağlıydı.
80 Kişinin Yaşadığı Kazan Köyü
Kahramankazan’ın günümüzdeki merkezi, 563 yıl önce,1463 tarihinde, “Karye-i Kazan” yani “Kazan Köyü” adıyla anılıyordu. Bölgedeki herhangi köyden biriydi. Kahramankazan’ın merkezine, yapılan en eski atıf ve en eski kayıt buydu.
563 yıl önce Kazan köyünde kimler yaşıyordu? Kayıtlara göre köyde 16 hane mevcuttu; bu da yaklaşık 80 kişilik bir nüfus demekti.[1] Köyde, Emir Fakih adlı bir de imam bulunuyordu.
Sakin bir yaşamın sürdüğü bu köyde halkın tamamı tarımla uğraşıyordu. Köydeki hanelerden 9’u çift, 4’ü yarım çift ve 3’ü yarımdan az çift büyüklüğünde toprağı tasarruf ediyordu.[2] Bu haliyle Kazan köyünde yaşayanların çoğunluğu geniş ve verimli topraklara sahipti, diğerleri daha küçük arazileri işliyordu. Kazan’ın düz ve verimli ovaları, o günlerde de bölgenin en büyük zenginliğiydi.
Fatih’in Eşine Hediye Kazan Köyü
Kahramankazan’ın günümüzdeki merkezi, yani Kazan Köyü 1463 tarihinde bölgedeki herhangi köyden biriydi. Ancak bu köyün çok özel bir statüsü vardı. 563 yıl öncesinin kaydında geçen “Karye-i Kazan hassa-i padişah tımar-ı hatun-ı muazzamay-ı mezkure” ibaresinden, Kazan köyünün gelirinin oldukça yüksek olduğu anlaşılıyor. Bu ibare muhtemelen Kazan köyünün padişahın annesi veya eşlerinden birine tahsis edildiğini gösteriyor. İbarede geçen hatun-ı muazzama genellikle valide sulatanlar yani padişah anneleri için kullanılıyordu. 1463 tarihi, Fatih Sultan Mehmed dönemine rastladığından ve annesi o tarihte vefat etmiş olduğundan ibarede geçen kişi annesi olamazdı. Bu kişi ancak Fatih’in eşi olabilirdi. Yani, Kazan köyünün bereketli toprakları Fatih’in eşine tahsis edilmişti. Bu o dönemde Kazan köyünün ne derece değerli olduğunun bir kanıtıydı.
XVI-XX. Yüzyıllarda Kazan Köyü
1523 tarihinde Kazan köyünün kaydına rastlanmadığından, bu dönemdeki nüfus ve gelir hakkında bilgiye sahip olamıyoruz. Bu tarihte Mürted adı terkedilerek bölge Murtazaabad adıyla anılmaya başlanmıştı.
1530 tarihinde Kazan köyü Murtazaabad’a bağlıydı. Nüfusu, 21 hane 3 mücerred yani bekar erkek olmak üzere topalm 108 kişiydi.[3] Bu tarihteki kayıtta sınırlı bilgi yer aldığından, kişilerin ne büyüklükte toprak tasarruf ettiğini bilemiyoruz. Bildiğimiz, önceki döneme göre nüfusun 5 hane arttığı ve bekar erkeklerin de deftere kaydedildiğidir. Bu tarihte, Kazan köyünün oldukça yüksek, 3.527 akçe, olan geliri Sultan II. Bayezid’in Amasya’daki medrese ve imaretine tahsis edilmişti.[4]
1571 tarihinde de Kazan köyü hakkında bilgiye sahip değiliz. Anılan dönemde Kazan köyü vakıf olması dolayısıyla ayrı bir deftere, vakıf defterine kaydedilmişti. Kazan köyünün önce has ardından da vakıf olması, arazisinin verimli, gelir düzeyinin de yüksek olduğunu gösteriyordu.
19.yüzyılda, 1835 yılında bölge hala Murtazaabad kazası adıyla anılmaktaydı. 1895 ise Murtazaabad kazası kaldırılarak, yerine Zir kazası ihdas edildi. Bölgedeki köyler de bu yeni kurulan Zir kazasına bağlandı. Zir kazası, bir ara nahiyeye, ardından da tekrar kazaya dönüştürüldü. Bölge Cumhuriyet’e Zir kazasına bağlı olarak geçti.
563 yıl önce, Kazan bölgesinin tamamı köy ve mezralardan ibaretti ve kırsal özellikteydi. Kazan köyü de tabiatıyla kırsal özellikteydi. Bölgede “nefs” yani “merkez” adıyla kayıtlı bir yerleşim bulunmuyor, bu da şehir/yarı şehir niteliğinde bir iskan biriminin bulunmadığı anlamına geliyordu. İlginç bir detay da şudur ki; Anadolu’da şehirlerin yükseldiği 16. yüzyılda bile bölgede merkez niteliğinde küçük ölçekli de olsa bir iskan birimi bulunmuyordu. Kazan köyü de şehir merkezine dönüşmek yerine kırsal niteliğini korudu. Öyle ki, 16. yüzyıl, Anadolu’da büyük, orta ve küçük ölçekli şehirlerin oluştuğu refah dönemine rastlıyordu.[5] Bu dönemde bölgede küçük ölçekli bir şehirleşmenin oluşması beklenirdi. Bölge, Osmanlı idaresinde olduğu yüzyıllar boyunca kırsal nitelikte kaldı. Cumhuriyet döneminde ise 1960’lı yıllara kadar kırsal niteliğini devam ettirdi. Ancak bu tarihten sonra, özellikle de 1980’li yıllardan sonra şehir niteliğinde bir merkeze kavuştu.

Fotoğraf 1: Kazan Köyü’nün kaydının geçtiği tahrir defteri. “Karye-i Kazan hassa-i padişah, tımar-ı hatun-ı muazzamay-ı mezkure”. Mad. 9, 93a.
Karye-i Kazan hâssa-ı pâdişâhtimâr-ı Hatun-ı mu’azzamay-ı mezkûre
| Mahmud Çift | Selman veled-i Receb Çift | Dudu Çift | Murad Çift | Durmuş Çift |
| Ali Bennak | Hamza siyah Bennak | Mehmed veled-i Adilhan Çift | Musa Çift Nim | Mustafa Çift Nim |
| Hasan Çift | Mahmud Çift Nim | Durmuş Çift Nim | Murad veled-i Hallac Çift | Ahmed Ekinlübennak |
| Turbey Çift | Emir Fakih İmam mu’âf | Hane ba Çift nim bennak 9 4 3 |
Tablo 1: Yukarıdaki fotoğrafta yer alan kaydın çevirisi.
Osmanlı döneminde, 15-16. yüzyıllarda bölgede pazar kurulsa da bir Ulu Cami ve “nefs” (merkez) kaydı bulunmuyordu. 1530 tarihinde, bac-ı bazar yani pazar vergisinin alındğı biliniyor ve pazarın Bitik veya Çimşit köyü civarında kurulduğu tahmin ediliyor.[6] Cuma namazının kılındığı bir Ulu Cami’nin varlığına ancak 18. yüzyılda Emirgazi köyünde rastlıyoruz. Bölgenin ayanı Muslu Paşa’nın oğlu Salih bey tarafından 1740 tarihinde yaptırılan bu cami 1935 yılına kadar varlığını devam ettirmiş ve Cuma namazı kılınmıştı.[7] Bu bilgiler, özellikle de bir nefs/merkez kaydının olmaması, şehir türü yapılanmanın düşük düzeyde de olsa gerçekleşmediğini; günlük tüketime yönelik, oldukça küçük düzeydeki ticaretin ise ancak köy düzeyinde gerçekleştiğini gösteriyor. Bu durum ise, bölgede köy ve mezralardan oluşan kırsal bir yapının hakimiyetine işaret ediyor.
Ankara’nın Ayrılmaz Parçası Kazan Köyü
Kazan, yüzyıllar boyunca idari bakımdan Ankara’nın ayrılmaz parçası, taşraya uzanan kolu görünümündeydi. Mürtedova’dan Murtazaabad’a, Zir’den Yenimahalle’ye uzanan bu yolculukta Kazan, her zaman Ankara’ya sıkı sıkıya bağlı kaldı.
19.yüzyılın sonarında köyleri Zir Kazası’na bağlandı. 20. yüzyılın başında, 1907 yılında, Zir Nahiyesi Ankara merkeze bağlanınca Kazan’ın köyleri de merkeze dahil oldu. Bu, Kazan ve köyleri için adeta bir dönüm noktasıydı. II. Meşrutiyetin ilanının ardından bölge kısa bir süre, Ayaş’a bağlı kaldı, fakat bu uzun sürmedi. Zir nahiyesi 1920 yılında kaza haline getirildi ve Ankara merkeze bağlandı. Kazan’ın köyleri de Zir kazasına bağlandı. İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçerken bölgenin merkeze bağlı bir kaza dahilinde olması adeta kaderini belirledi.
Asıl dönüm noktaları ise Cumhuriyet döneminde yaşandı. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Zir Kazası’na bağlı olan bölge, daha sonra Ankara merkez ilçeye (Altındağ), 1957 yılında da Yenimahalle ilçesinin kurulmasıyla Yenimahalle’ye bağlandı. Ardından, 1961 yılında nahiye merkezi, 1971 yılında belediye teşkilatının kurulmasıyla da Yenimahalle ilçesine bağlı belediye oldu. Nihayet, 1987’de Yenimahalle’den ayrılarak bağımsız bir ilçe haline geldi.[8] 2004’de metropol ilçe olmasıyla, idari bakımdan evrimini tamamlayarak, bugünkü modern ve güçlü kimliğine kavuştu.
Bölgenin 1961, 1971 ve 1987 yıllarında, yaklaşık onar yıllık arayla gösterdiği hızlı gelişmenin; 27 Mayıs 1960 askeri darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonraya rastlaması tesadüf olmasa gerek. Bu gelişmeler, yaşanılan sıkıntılı dönemlerin ardından Türkiye ve Ankara genelinde yapılan düzenlemelerin bölgedeki yansımaları olarak görülebilir.
Bölgenin, 563 yıl öncesinden 2026 yılına değin statüsünde geçirdiği değişimin en belirgin özelliği, 1987 yılına gelinceye değin, her dönemde doğrudan Ankara’ya bağlı olmasıdır. Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet dönemlerinde Ankara’ya bağlılığın devam etmesinin, bölgede, nahiye veya kazanın adıyla anılan bir merkezin bulunmadığından kaynaklandığı düşünülebilir. Bu ifadeyle, Karalar, Bitik ve Halkavun (Yazıbeyli) köylerinin nahiye merkezi olması kastedilmemekte, Mürtedova ve Murtazaabad adıyla anılan bir kaza ve nahiye merkezinin bulunmadığı kastedilmektedir. Diğer bir ifadeyle, Mürtedova ve Murtazaabad, bölgenin tarihteki isimleridir. Aynı adla anılan yerleşim birimlerinin adları değildir. Bu sebeple, bölge uzun yıllar boyunca Ankara’ya bağlı kalmıştır. Bölgenin adıyla anılan bir merkez ancak 1961 yılında Kazan Köyü’nün nahiye merkezi olmasıyla mümkün olabilmiştir. Kahramankazan bölgesinin idari bakımdan geçirdiği bütün bu aşamalar; doğrudan Ankara’ya bağlı olmaktan, Ankara’dan bağımsız fakat bağlantılı olmaya doğru yapılan yolculuğunun hikayesidir.
Uyuyan Bir Havza Kazan Köyü
Kazan’ın tarihiyle ilgili ilginç bir detay şudur ki; Anadolu’da şehirlerin hızla geliştiği XVI. yüzyılda bile Kazan, bir şehir merkezine dönüşmek yerine kırsal niteliğini korudu. Osmanlılar da bölgede bir merkezin gelişmesi için girişimde bulunmadı. Müdahale edilmeyen, adeta uyuyan bir havza olarak bırakıldı. Tarihçiler bu durumu, Osmanlı’nın stratejik bir tercihi olarak yorumluyor. Osmanlılar belli bölgelerin adeta “uyuyan havza” gibi kalmasını isteyerek, Oğuz Türkleriyle meskun bu bölgelerin nüfuslarının karışmasına, buralardaki saf Türk nüfus yapısının bozulmasına izin vermemiştir. Hin-i hacette, yani ihtiyaç halinde, lüzum görüldüğünde, özellikle devlete sadık asker ve tebaa gerektiğinde bu bölgelere müracaat edilmiştir. Kazan, adeta devletin ihtiyaç anında başvuracağı sadık bir kale gibi saklanmıştır.
Şimdi zaman tünelinden geçtiniz… Kazan’ın bu derin ve anlamlı tarihi size neler düşündürdü? Yaşadığınız coğrafyanın geçmişini, köklerini bilmek size ne hissettirdi? Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi paylaşırsanız çok mutlu olurum. Selam ve iyi dileklerimle…
[1] Bir hane ortalama 5 kişi kabul edilirse, toplam nüfus yaklaşık 80 kişiydi (16 X 5 = 80).
[2] O dönemlerde çift terimi, bir köylünün işlediği toprak miktarını belirtmek için kullanılıyordu. Çiftçi tabiri de buradan geliyor. Bir çift toprak, verimli bölgelerde 60-80 dönüm araziye denk geliyordu. Orta verimli yerlerde 80-100 dönüme, az verimli yerlerde ise 100-150 dönüm ve üzerindeki araziye denk geliyordu. Kazan köyünde; 9 kişi, bir çift büyüklüğündeki 60-80 dönüm toprağa sahipti. Yarım çift, yani 80-100 dönüm büyüklüğündeki araziye 4 kişi; 100 dönüm üzerindeki araziye ise sadece 3 kişi sahipti.
[3]Emine Erdoğan, Ankara’nın Bütüncül Tarihi Çerçevesinde Ankara Tahrir Deftererinin Analizi, Gazi üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora tezi, 2004, Ek III, Tablo-Ankara Sancağı’nda meskun köy ve mezraaların ayrıntılı nüfus durumu, s. 249.
[4]Mustafa Kaya, 438 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defterindeki (937-1530) Ankara livası Bölümünün Transkripsiyon ve Değerlendirmesi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2000, Tablo 49, s. 77.
[5]16. yüzyılda Anadolu’da şehirleşmehakkında bkz. SuraiyaFaroqhi, Osmanlı’da Kentler ve Kentliler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları: İstanbul, 2014; Fatma Acun, “A Portrait of the Ottoman Cities”, Muslim World, Volume 92, Fall 2002, p. 255-263.
[6]Abdülkerim Erdoğan, Geçmişten Günümüze Kazan, Kazan Belediyesi Yayını, Ankara, 2009, s. 332. Burada atıfta bulunulan defter 1530 tarihli ve 438 Numaralı, Muhasebe-i Defter-i Vilayet-i Anadolu’dur.
[7] Burhaneddin Baykurt, “Arşiv Kaynaklarında Kahramankazan Eşrafı”, Kahramankazan’da Bir Alperen Turasan Bey ve Kahramankazan’ın Şahsiyetleri, Ankara, 2024. s. 149-151.
[8] Numan Göktaş, Murtazaabad’dan Kazan’a, Kazan 2003, Kazan Belediyesi Yayını, Kazan 2003; Hüseyin Yüksek, “Mürted Mi, Murtazaabad Mı?” Kazanpostası, 13.10.2023. https://kazanpostasi.com/2023/10/13/murted-mi-murtazaabad-mi-1/
Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir.

