Çocukluğuma nostaljik bakış!..

Reklam
Reklamı Gizle

Bu haftaki yazımda Kahramankazan Belediyesi kültür yayınları arasında çıkan “Kahramankazan Kültür Atlası” adlı kitabımdan bir yazıyı paylaşmak istiyorum.

Çocukluğumu yaşadığım yıllarda köyümüzde elektrik yoktu. Televizyonu bilmezdik; buzdolabını bilmezdik; Çamaşır makinasını, elektrik süpürgesinin adını bile duymamıştık.

Ütüyü pantolon diktirmek için köyün terzisine gittiğimizde görürdük. O zamanlar hazır giyim nedir bilmezdik. Gömleklerimizi annelerimiz dikerdi. Kazaklarımızı ve çoraplarımızı Ankara Keçisinin tiftiğinden fengire (kirman) denilen aletle yaptıkları iplikten annelerimiz örerlerdi. Pantolonlarımızı köyün terzisi dikerdi. Pantolonlara o zamanlar “Şayak” denirdi. Kış yaz soğuk kuyu denilen lastik ayakkabı giyerdik.

Yemeklerimizi annelerimiz şimdilerin şöminesine benzeyen ocaklık dediğimiz yerde pişirirlerdi. Bu ocaklık kışın odayı da ısıtırdı. Ocaklığı bulunan oda aynı zamanda oturma odasıydı. Mutfakta aynı yerdi. Köyden oturmaya gelen misafirlerde aynı odada ağırlanırdı. Yabancı ve ağır misafir diye tabir edilen konuklar için bir misafir odası bulunurdu ama biz çocuklar bu odaya rast gele giremezdik. Odalarımızı geceleri gaz lambası aydınlatırdı. Akşamları ödevlerimizi bu lambanın aydınlığında yapardık.

Yiyeceklerimizi evin serin yerinde bulunan altı taşla döşenmiş kimilerinin kiler, kimilerinin masandıra dediği bir odada tel dolaplarda saklardık. Hatırladığım kadarıyla küpeciklere doldurulan pekmezler, turşular, yine küpeciklere basılan ovma köy peynirleri, tavandaki merteklere asılan kavunlar, üzümlerde bu odada saklanırdı. Başka bir odaya kış armudu, elma, ayva gibi meyveler serilirdi. Kışa girerken sızgıç (bir çeşit kavurma) yapılır pamuklu kumaşlardan dikilen bez torbalara doldurulur astara asılırdı. Bu sızgıç kışın azar azar yemeklere katılırdı. Dana, koyun ve keçi gibi hayvanların iç yağları eritilir bakraçlara doldurulurdu. Biz çocuklar kışın ocaklıkta gevretilen bazlama ekmeğin üzerine iç yağ ve içindeki kıkırdakları sürdürür kapışa kapışa yerdik. Niye yalan söyleyeyim tadı hala damağımda; kokusu hala burnumda tütüyor. Yemeyi hala canım istiyor ama bulmak ne mümkün!

O zamanlar sabah kahvaltısını yaptıktan sonra bütün çocuklar köy harmanında toplanırdık. Akşama kadar oyunlar oynardık. Met (çelik çomak), çizgi, ayı (topaç) saklambaç, körebe, koka, zımba, aç kapıyı bezirgan başı, beş taş, dokuz taş, on iki taş, dombik, misget, cilbedir, toklatma şu an hatırlayabildiğim oyunlardan bazıları. O zamanlar biz çocuklar top (futbol) oynamazdık. Top oynayacak olursak büyüklerimiz bize kızarlardı. Çok iyi hatırlarım Ortaokulda bile top oynamamız yasaktı, öğretmenlerimiz kızardı. Futbolun çocuk gelişimine zarar verdiğini söylerlerdi. Nereden nereye…

Oyuna o kadar dalardık ki öğle yemeğini es geçerdik. Açlık hiç aklımıza gelmezdi. Oyunla karnımız doyardı. Hava kararıncaya kadar oyuna devam ederdik. Hatta hava kararınca anne babalarımız bizi zorla ev götürürlerdi. Sonrası mı? Annelerimiz bizleri bir güzel paylardı…

O günlerden aklımda kalan tekerlemeler;

Aç kapıyı bezirgan başı

Kapı hakkı ne verirsin

Bir sıçan, iki sıçan üçüncüde kapan…

Yine bahar mevsiminde söğüt kavak ağaçlarına su yürüyünce bunların parmak kalınlığındaki dallarını keserek düdük yapmak en büyük zevklerimizden biriydi. Düdük yaparken söylediğimiz tekerleme de hala ezberimde;

Kavıl kavıl kavla

Kedi sıçan avla

Bizin samanlıkta

Kara koyun kuzulamış

Memeleri sızılamış

Aktaş karataş

Caminin önünde min taş…

Oyun oynarken havada leylek görürsek. bütün çocuklar oyunu bırakıp hep bir ağızdan bağırarak;

Leylek leylek lekirdek

Hani bana çekirdek

Çekirdeğin içi yok

Süleyman’ın sucu yok…

Tekerlemesini söylerdik.

O günlerde biz çocukların adı “Mutluluk”tu sanırım. Şimdiki çocukların bir adı var mı? Bilmiyorum doğrusu…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir