Toplumsal İş birliği Organizasyonu Olarak Ahilik ve Ahiler
Sosyal bir varlık olan insan dünyada var olduğu tüm zamanlar boyunca, topluluklar halinde yaşayagelmiştir. Bu toplu yaşama güdüsü, tabiatıyla, insanların iş birliği yapmasını ve toplumun belli organizasyonlar etrafında düzenlenmesini gerekli kılmıştır.[1] İlk dönemlerdeki, ki bu avcılık ve toplayıcılık dönemidir, basit ve küçük ölçekli iş birliklerinin yerini, giderek karmaşık ve daha büyük ölçekli iş birlikleri ve organizasyonlar alır: Tarım ve Sanayi dönemleri, ilişkilerin giderek karmaşıklaştığı ve insan gruplarının büyük ölçekli topluluklar halinde yaşadığı dönemlerdir. Günümüzde yaşamakta olduğumuz Bilgi Toplumu ise, bu karmaşıklığın en ileri noktasına ulaştığı, ilişki ağının tüm dünyayı kapladığı ve adeta dünyanın tamamının tek ve en büyük ölçek haline geldiği son aşamadır. Bahsettiğimiz, giderek büyüyen ve karmaşıklaşan bu organizasyonlar, adeta insanoğlunun gezegenimizde var olması ve yaşamını devam ettirmesinin itici gücü haline gelmiştir. Diğer bir ifadeyle, insanoğlu dünyadaki varlığını sürdürmek istiyorsa, medeniyeti ilerletmek istiyorsa, mutlaka kendi türüyle, yani diğer insanlarla, iş birliği yapması gerekmektedir.
Öyle ki, toplumsal iş birliği organizasyonları büyüdükçe ve karmaşıklaştıkça medeniyet ilerlemiş, insanoğlunu bir sonraki ileri aşamaya taşımıştır. Günümüzün bazı araştırmacıları, insanoğlunun gezegenimizde varlığını devam ettirmesini, işbirliği yapama-organizasyon kurma becerisine sahip tek canlı türü olmasına bağlamakta; giderek büyüyen ve karmaşıklaşan işbirliklerinin ve organizasyonların medeniyeti ilerleten güç olduğunu düşünmektedir. Bu bağlamda dinler, siyasi yapılar, ticaret ağları ve yasal kurumlar gibi tüm büyük ölçekli işbirlikleri, insanın ortaya çıkardığı, yaşamsal nitelikteki organizasyonlardır.
Şimdi, konuya neden böylesine ilgisiz gibi görünen bir girişle başladığımı sorduğunuzu duyar gibiyim!
Cevabım, bu yazımın konusu olan ahiliğin, Türk toplumun sıkıntılı hatta kaos içinde olduğu 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’da görülmeye başlamasıyla ve bu dönemde, benzeri diğer organizasyonlarla birlikte, toplumsal düzeni sağlamaya çalışan bir “işbirliği ve dayanışma organizasyonu” olmasıyla ilgilidir. Ahiliğin, yukarıda bahsettiğim insanoğlunun hayatta kalma, burada ise Türk insanının Anadolu’da var olma, bu topraklara tutunma, kök salma mücadelesinin araçlarından biri olmasıyla ilgilidir. Anadolu tarihinde ahilik, tam da böyle bir mücadelenin kurumsallaşmış halidir.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin 1243 Kösedağ Savaşı ve takip eden Moğol İstilası sonrasında çözülme sürecine girmesiyle birlikte, toplumu bir arada tutacak yeni yapılara ihtiyaç duyulur. Ahilik, Mevlevilik ve Bektaşilik gibi kurumlar bu tarihsel boşlukta ortaya çıkarak, yalnızca dini ya da sosyal değil; toplumsal düzeni ayakta tutan iş birliği organizasyonları haline dönüşür. Siyasi otoritenin zayıfladığı bu dönemde, her biri birer sivil toplum örgütü niteliğinde olan bu inançlar ve bağlı kurumları, toplumsal düzeni sağlayan organizasyonlar halinde, toplumu bir arada tutma, birbirine yapıştırma görevini ifa etmişler; siyasi otoritenin yeniden ve daha sağlam biçimde tesis edilmesine de yardımcı olmuşlardır. Bu anlamda ahiliğin, benzeri diğer inanç sistemleri gibi, sadece toplumsal ve dini yönleriyle sınırlı kalmadığı, Anadolu’nun Türkleşmesini ve Türklerin Anadolu’da kökleşmesini sağlayan bir kurum olarak tarihteki yerini aldığı söylenebilir.[2]
Ahilik çoğu zaman bir esnaf teşkilatı olarak anılsa da bu tanım yetersizdir. Sosyal ekonomik ve dini boyutları olan, gerektiğinde siyasi sorumluluk da üstlenebilen çok yönlü bir kurumdur. Bu haliyle,13. yüzyıl Anadolu Türk toplumunun kriz dönemlerinde geliştirdiği kolektif hayatta kalma refleksinin kurumsal ifadesidir. İlerleyen dönemlerde etki alanı genişleyerek Anadolu’da köylere kadar yayılan ahiliğe kadı ve müderrisler, tarikat şeyhleri ve askeri zümreler ve devlet adamları dahil olur. 14. yüzyılda ise organize esnaf teşkilatı halini almasıyla ekonomik yönü ön plana çıkar. Ahi esnafı yalnızca üretim ilişkileri üzerinden değil; ahlak, dürüstlük, dayanışma ve toplumsal sorumluluk ilkeleri etrafında örgütlemiştir.
Bir tür işbirliği organizasyonu olarak nitelediğimiz ahiliğin, Anadolu Türklüğüne belki de en önemli ikinci katkısı, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasının ardından, Ankara merkezli kurulan Ahi Cumhuriyetidir. Ankara ahileri, siyasi otorite boşluğu oluştuğunda yönetimi ele alarak uzunca bir süre, 1290-1354 yılları arasında, şehri yönetmiştir. Ahiler bu süreçte yalnızca ekonomik hayatı düzenlemekle kalmayıp, siyasi istikrarı, asayiş ve toplumsal düzeni de sağlamıştır. Ancak, 60 yılı aşkın ahi yönetiminin “Cumhuriyet” diye nitelenmesi tartışmalıdır. Ahilerin, esnaf üyeleri arasından seçimle işbaşına gelmeleri ve şehri yönetmeleri dolayısıyla yapılan “Cumhuriyet” tanımlaması, günümüzdeki manada Cumhuriyeti karşılamasa da dönemine göre ileri bir teşkilatlanmaya işaret etmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz, hayatta ve ayakta kalma fonksiyonunu, ahilerin kurdukları organizasyonla yerine getirmesi bakımından önemlidir. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde, Ankara Ahi Cumhuriyeti’ni, Anadolu insanının ortaya çıkardığı, yaşamsal nitelikteki büyük ölçekli organizasyon olarak nitelemenin yanlış olmayacağı düşüncesindeyiz.
Ahiliği, Abbasi kökenli Fütüvvet teşkilatının Anadolu’da aldığı biçim olarak yorumlayan araştırmacıların yanı sıra, fütüvvetle hiçbir ilgisinin olmadığını, tamamıyla Anadolu Türklüğünün ortaya çıkardığı özgün bir kurum olduğunu ileri sürenler de bulunmaktadır.[3] Ancak bu Ahiliğin sadece ahlaki, sosyal ve ekonomik boyutuyla ilgilidir.[4] Ahilik Horasan illerinden Anadolu’ya girmiştir. Fütüvvet teşkilatının yapılanma modelini kendine örnek almıştır.[5] Ahiliğin, Fütüvvet teşkilatının ardından ortaya çıkması ve Ahiliğin kurucusu olduğu bilinen Ahi Evran ve diğer ahilerin 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’da görülmesi, en azından, Anadolu ahiliğinin Türk gelenekleriyle harmanlandığını gösterir. Ahi kelimesinin, Arapçadaki “kardeşim” anlamına gelen “ahi” den değil de, Türkçedeki “cömert, eli açık” anlamına gelen “akı” kelimesinden geldiği kabul edilirse, Ahiliği, Fütüvvet teşkilatının Anadolu’daki devamı olarak nitelendirmek uygun görünmektedir.[6] Ahiliğin kaynağı, ahilik kurumunun Anadolu Türklüğüyle birlikte gelişmesi ve Anadolu Türklerinin hayatta kalmalarını sağlayan işbirliği organizasyonuna işaret etmesi bakımından önemlidir. Türklerin Anadolu’da var olmalarını ve Anadolu’yu vatan tutmalarını sağlayan organizasyon olması bakımından önemlidir. Anadolu Türklerinin milli ve dini birliğini sağlaması, insanının terbiyesi ve Osmanlı Devleti’nin kurulması bakımından önemlidir.
Ahiliğin özellikle Ankara’daki esnaf teşkilatının organizasyonunda etkin rol alması, ekonomik yönünü ön plana çıkartır. Diğer yandan, Anadolu insanının iş birliği yapma kabiliyetinin ve büyük ölçekli organizasyon kurma yeteneğinin başarılı örneğidir. Esnafın ahlaki-sosyal disiplininin sağlanması, ihtiyacı olanların gözetilmesi, yönetim boşluğu oluştuğunda asayişin sağlanması, düşmana karşı savaşta devlet güçlerinin yanında yer alması vb. görevler üstlenmesiyle, sosyal ve dini nitelikte bir örgüttür.
Bu noktada Ankara’daki ahi teşkilatına ve Ankara ahilerine değinmemiz gerekiyor: Ankara’da ahiliğin, özellikle 14 ve 15. yüzyıllarda, en ileri düzeyde teşkilatlandığını ve ahilerin adeta şehre hakim olduğunu görüyoruz. Öncelikle belirtelim ki, Ankara Osmanlı idaresine girdiği 1354 yılından itibaren ve önemine binaen sancak, eyalet ve vilayet merkezi olmuştur. İpek yolu üzerinde bulunması ve sof üretimi, ekonomik yönünü güçlendirirken, şehrin idari rolünün önüne geçmiştir. Anadolu Ahiliğinin piri olan Ahi Evran (1171-1261)’ın Kırşehir’de kurduğu ve buradaki deri işçilerini örgütlediği ahiliğin, Ankara’da ileri düzeyde teşkilatlandığını görülür. Deri işçiliğiyle ilgili bir iş kolu olan sof üretimi Ankara’da entegre biçimde yapılmaktadır. Tiftik keçisinin beslenmesinden yününün kırkılmasına; ip haline getirilmesinden kumaş dokunmasına; kumaşın boyanması ve top haline getirilmesinden damgalanmasına kadar bütün üretim sürecinin Ankara’da gerçekleşmesi, son derece gelişmiş bir iş birliği ağını zorunlu kılmıştır. Kadınlar dahil, şehir halkının neredeyse tamamının bu sürece katılması, ahiliğin toplumu kuşatan örgütleyici gücünü açıkça ortaya koymaktadır. Ahiler için üretim, yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, ahlaki bir sorumluluk alanıdır. Öyle ki, kadınları iş hayatına henüz atılmadığı bir dönemde, 17. yüzyıl seyyahı Evliya Çelebi, “Ankara’nın ehl-i namus kadınlarının dokudukları sof kumaşını pazara getirip sattığını” bildiriyor. Sof üretimi Ankara’da, ekonomi odaklı ve geniş ölçekli iş birliği halinde yapılmaktadır. Bu iş birliği, ahiliğin prensipleri etrafında biçimlendirilmiştir. Diğer bir ifadeyle, Ankara ahileri, halkın neredeyse tamamını dahil eden iş birliği yaparak, büyük ölçekli ekonomik örgütlenmeyi gerçekleştirmiştir.[7]
Ekonomik güç birliği anlamına gelen bu örgütlenme Ankara’nın ekonomik gelişmesini en ileri düzeye taşıyarak sof kumaşının İmparatorluk dahilinde pazarlanmasını, ülke dışına, İtalya ve İngiltere’ye, ihraç edilmesini sağlamıştır. Bu sayededir ki, Ankara halkının, belki de tarihte en refah dönemini yaşadığı söylenebilir. Bu dönem, Ankara’da ahilerin en yaygın ve kapsayıcı biçimde teşkilatlandığı dönemdir: Ahilerin, ekonomiyle birlikte sosyal yapıyı, toplumsal ilişkileri, esnafın olduğu kadar toplumun ahlaki ve etik değerlerini, dini ritüellerini biçimlendirdiği dönemdir. Buhran zamanlarda asayiş ve güvenliğini sağladığı dönemdir.
Bu kapsamlı iş birliğinin zamanla azaldığına şahit oluyoruz. Osmanlı genelinde, 18. yüzyıl başlarında Ahilik kaldırılarak yerini Gedik sistemine, 19. yüzyılda ise lonca sistemine bırakır. Ankara özelinde ise, benzeri durumun yaşandığına, ahilik kurumunun ekonomik fonksiyonunun giderek zayıfladığına şahit olunur: 15-16. yüzyıllarda Ankara’dan Avrupa’ya sof kumaşı ihraç edilirken, 17-18. yüzyıllarda iplik, 19. yüzyılda ise sadece yapağı ihraç edilir hale gelinir. 18. yüzyılın son çeyreğinde Sanayi İnkılâbını gerçekleştiren Avrupa artık Osmanlının ve Ankara’nın, sadece hammaddesine ihtiyaç duymakta; hammaddeyi toplayıp ülkesine götürüp, mamul eşya haline dönüştürüp, geri getirip satmaktadır.
Ahilik kurumunun önemini yitirmesinin, Avrupa’da Sanayi İnkılâbının başlangıcına denk geldiği görülmektedir. Bu noktada şöyle bir yorum yapılabilir: Kurumlar belli şartlarda ortaya çıkar, doğar, büyür, gelişir ve sona erer. Ahiliğin de bu tür bir seyir takip ettiğini, bu döngüden uzak kalmadığını görüyoruz. Bu döngünün doğal bir süreç olduğunu kabul etmeliyiz. Lakin, doğal süreçlerin, kendisinin devamı olan yeni süreçlere evrilmesi de doğaldır: Ahiliğin ekonomik fonksiyonunun ortadan kalkmasıyla birlikte, kendisinin de ekonomik organizasyon olarak ortadan kalktığını görüyoruz. Ancak, burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Bir kurumun tarihsel rolünü tamamlaması, temsil ettiği değerlerin geçerliliğini yitirdiği anlamına gelmez. Ahilik sosyal, dini, güvenlik vb. fonksiyonlarıyla, bir süre daha devam etmiştir. Öyle ki, Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinde esnafın ve halkın ahilik ruhuyla karşılaması, ahiliğin değerlerinin devam ettiğinin sembolik ifadesi olarak algılanabilir.
En gelişkin haliyle Anadolu’da hayat bulan ve tarihimizde önemli fonksiyonları yerine getiren ahiliğin ve ahilerin rolünü tamamladığını ve tarihte kaldığını düşünmenin doğru olmadığı kanaatiyle, bir görüşümü sizlerle paylaşmak istiyorum:
Ahilik kurumu tarihimizde ekonomik, sosyal, dini vb. yönlerin bir arada olduğu, bütüncül örgütlenmenin ideal modelini oluşturmuştur. Anadolu insanının iş birliği yapma kabiliyetinin en ileri örneklerinden birini sunmuştur. Anadolu Türk toplumunun örgütlü iş birliği yaparak bu topraklarda tutunmasını, kök salmasını ve yeşermesini mümkün kılmıştır. Bu anlamda ahilik, Anadolu’da kurulan en güçlü toplumsal organizasyonlardan biridir denilebilir.
Ahlaki eğitimde Fütüvvet ilkelerinin (cesaret, kahramanlık, fedakârlık, edep) öğretilmesi, dürüstlük, cömertlik ve kardeşlik gibi temel değerlerin verilmesi ile Ahiliğin bireyi yalnızca bir meslek sahibi değil, aynı zamanda ahlaklı, disiplinli bir fert haline getirmeyi amaçladığı görülmektedir. Bu haliyle Ahilik dürüstlük, doğruluk, cömertlik, toplumsal sorumluluk ve bir arada yaşama, diğerkâmlık (diğer bireylerin ve toplumun iyiliği uğruna fedakârlıkta bulunma) ilkeleriyle günümüz toplumlarına ilham verecek nitelikte bir kurumdur. Kapitalist prensipler üzerine kurulu, giderek “vahşi kapitalizme” dönüşen günümüz ekonomik sisteminin, dolayısıyla da toplumlarının, ahilikten ilham alacağı pek çok prensibi bulunmaktadır. Bu anlamda, ahilik kurum kültürünün model alınması ve ahilik ruhunun yeniden canlandırılmasının, öncelikle ahiliğin yeşerdiği topraklarda yaşamakta olan biz Ankaralılara düştüğü söylenebilir.
Kahramankazan’da “Ahi” adını taşıyan bir köyün bulunması; günümüzdeki Aydın Köyü’nün geçmişte “Ahi Aydın” adını taşıması,[8] ahiliğin izlerinin silik-solukta olsa hala bölgemizde yaşadığını gösteriyor.[9] Bu mirasın nostaljik hatıra olarak hafızamızda saklanması değil, toplumsal tecrübe olarak yeşertilmesi ve hayata geçirilmesi temennimizdir. Selam ve iyi dileklerimle.
Yazıların bilimsel ve hukuki sorumluluğu yazarlara aittir.
[1] İş birliği, birlikte çalışmanın yanı sıra, insanların birbirleriyle çalışması anlamında kullanılmıştır. Daha derin bir etkileşim ve ortaklık düzeyi içerir. Ortak bir hedefe ulaşmak için fikirlerin, becerilerin ve kaynakların paylaşıldığı entegre bir yaklaşım, bir tür dayanışma anlamına gelir. Burada da bu anlamda kullanılmıştır.
[2] Kayhan Atik, “Ahilik ve Siyaset”, İnternet adresi: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/66690
[3] M. Fatih Köksal, Ahi Evran ve Ahilik, Kırşehir Valiliği Kültür Hizmetleri Yayın No:5, s. 59, Kırşehir, 2001.
[4] Neşet Çağatay, Ahlakla Sanatın Bütünleştiği Türk Kurumu Ahilik Nedir? TESK yayınları, Ankara, tarihsiz, s. 6.
[5] M. Fatih Köksal, a.g.e. s.62
[6] Ahmet Yaşar Ocak, “Fütüvvet, Tarih”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/futuvvet#2-tarih
[7] Nur Tezcan, “Evliya Çelebi’nin Ankara’sı”, İnternet adresi: https://repository.bilkent.edu.tr/server/api/core/bitstreams/0063f180-cbeb-41f7-bd9a-097c36765c8d/content
[8] Yazarın doğduğu köydür.
[9] Kahramankazan ilçemizdeki ahiler ve günümüzdeki izleri konusunda bkz.
Hüseyin Yüksek, “Murtazaabad/Kahramankazan’da Ahi Kültürünün İzleri 1”, İnternetadresi: https://kazanpostasi.com/2024/06/21/15233/; Hüseyin Yüksek, “Kahramankazan’da Ahi Kültürünün İzleri 2”, İnternet adresi: https://kazanpostasi.com/2024/07/05/murtazaabad-kahramankazanda-ahi-kulturunun-izleri-2/.




Fatma Hocam, son iki yazınızda Ahilik kurumunu gündeme getirerek, Ahiliğin sosyal çevrelerde tartışılmasını sağladınız. Ahiliğin ekonomik, manevi ve iş birliği yönlerini tanıttınız. Elinize ve kaleminize sağlık. Ahilik ve Kazan’la ilgili yazılarınızın devamının gelmesini diliyorum.