ŞAHSİYET İNŞASINDA AİLENİN ROLÜ

Reklam
Reklamı Gizle

Toplumun temel taşı aile, kişiliği inşa eden en önemli kurumlardan birisidir. Ailenin dışında da kişinin şahsiyet oluşumuna etki eden başka aktörler, faktörler de mutlaka vardır. Hatta kimi zaman bunlar ailenin önüne geçer. Bazen bir öğretmen, bazen bir din görevlisi, bazen bir arkadaş bir dizi yada çizgi film karakteri örnek model olarak öne çıkabilir. Ancak bu ailenin bu anlamdaki etkisini küçültmez, yok saydırmaz. Eğer aile bahsi geçen fonksiyonunu yerine layıkıyla getirirse başka bir faktörün devreye girmesi beklenmez. Ancak tabiat boşluk kabul etmez ilkesi gereği, bir boşluk oluşursa bunun da başkalarınca doldurulması normaldir.

 

Günlük dilde “Aile Ocağı” diye bir kavramımız vardır. Çünkü aile tabiri caizse kişinin şahsiyetinin yoğurulduğu, mayalandığı, kıvam alıp pişirildiği ortamdır. Aile kişinin şahsiyetini inşa ederken, psikolojik yapısında derin etki ve izler bırakır. Değiştirilemez demeyelim ancak değiştirilmesi güç izlerdir bunlar.

 

Peki bu kalıcılık nereden gelmektedir? Buradaki püf nokta anne, baba ve çocuk arasındaki duygusal ilişkide saklı. Biz günlük hayatımızdaki kişisel tecrübelerimizden de biliyoruz ki, yaşadığımız olayların bilgi yönünü (hangi tarihte, kiminle, nerede gibi) unutabiliyor ya da hatırlamakta zorlanıyoruz ancak duygu yönünü unutmuyoruz. Çünkü duygular kalıcı. Ebeveynler eğer çocuğa etki eden en önemli faktörlerden biri olan bu duygusal etkiyi birlikte, sağlıklı biçimde yönetebilirse çocuğun şahsiyet inşasındaki duyuşsal boyut sorunsuz işliyor. Ancak bazı ebeveynler sürekli sınır koyan baskıcı tavır ile özgüvensiz şahsiyetler inşa ederken, bazı ebeveynler ise çok serbest bir tavırla sınır tanımayan çocuklar yetiştirebiliyorlar. Ailelerin mutedil bir ebeveyn tavrı sergilemeleri en sağlıklı tutum olarak görülüyor.

 

Günümüzde maalesef bazı faktörlerin, aile ile çocuk arasındaki bilgi, duygu aktarımını bozucu tabiri caizse sinyali kesici etkileri var. Medya ve teknolojik aletlerin bilinçsiz kullanımı bu faktörler sıralamasında liste başı. Anne, baba ve çocuk aynı evde aynı fiziksel alanda ancak farklı sanal dünyaların içinde niteliksiz birliktelikler yaşıyorlar. Televizyon bazı evlerde hala maalesef bedava bakıcı işlevi görüyor.

 

Bireylerin kendi istek ve arzularınca hayatlarını yaşama hakkı vurgusuyla, “özgürlük” kisvesi altında kollanan “bireyselcilik” düşüncesi de aile bağlarını zayıflatarak yukarıda bahsettiğimiz etkiyi maalesef azaltıyor. Aslında aile bağlarının güçlü olması özgürlükle çelişmiyor. Mesele sınırları belirleyebilmekte. Sınırı olmayan özgürlüğün, çitten özgür olma sevdasıyla atlayarak ormanda bir çift kurt gözü görene kadar özgür olan kuzunun durumu ile aynı olduğunu unutmamak gerekiyor.  Aile fertlerinin birbirine bağımlı olmasını bizde tasvip etmiyoruz ancak bağlılık ve bağımlılığın birbirinden çok farklı durumlar olduğu gözden kaçırılmamalı zira aile bireylerinin birbirine bağımlı değil bağlı olduğu durumlarda sağlıklı şahsiyet inşasının daha kolay olduğu da yadsınamaz bir gerçek.

 

Geniş aileden çekirdek aileye geçiş de, Anadolu irfanına sahip dede ve ninelerimizin tabiri caizse torunlarının şahsiyeti inşa edilirken, duvarlarına koyacakları tuğlalardan, yavruların mahrum kalmalarına sebep oldu. Halbuki sobanın içine attığı kütüğü önce kovanın kenarına birkaç kez vurup “Aman içinde börtü böcek bir şey var ise yanmasın!” diyen nenenin öğreteceği merhameti, hiçbir çocuk kolay kolay başka yerden öğrenemez.

 

Değinmek istediğim son nokta ise sosyolojik bir başka gerçeğimiz. Bugün anneler iş hayatındalar. Annelerin çalışmasına bir itirazım yok elbette ancak çocuk ile ebeveyn, özellikle anne arasında kurulacak olan güçlü duygusal ilişkiyi, özellikle uzmanların altın çağ olarak vurguladığı ilk üç yaşı sıkıntıya sokan çalışma sürelerinin, şartlarının da mutlaka yeniden gözden geçirilmesi ve düzenlenmesi gerektiği kanaatindeyim.

 

Sonuç olarak şahsiyeti güçlü, sağlıklı bireyler için maneviyatı güçlü bilinçli aileler gerektiğini, bilinçli aileler ile de huzurlu bir toplum oluşacağını unutmamalı ve bunun için her birimiz üzerimize düşen görevi yerine getirme gayreti içinde olmalıyız.

Ayşe Gülbay
Kahramankazan Müftülüğü Vaizesi

“ŞAHSİYET İNŞASINDA AİLENİN ROLÜ” için 4 Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!